Dehşet içindeydi. Tüm bedenine ani bir sıcaklık yayıldı. Beyni uyuştu. Bayılacaktı. Kendini yavaşça yere bıraktı. Midesi bulanıyordu, kustu. Nasıl? Üstelik bu kadar net. Yerde iki büklüm oldu. Sırtı aynaya dönüktü, oraya doğru bakmaya korkuyordu. Az önce o aynadan gördüğü şey hayatının zehriydi, küçük bir çocukken sahip olmuştu bu zehre. Ama bunun etkisi daha sonra, ergenlik döneminde ortaya çıkmıştı. Çok mutlu olduğunda bir an için unutabiliyordu. Ama bunun tadına varamadan, kara bir bulut başının hemen üstünden kayıyordu. Kimse bunu bilmiyordu, kimseye, en yakınına bile söyleyemezdi. Hatta kendinden bile saklamaya çalışıyordu. Bu korkunç sırrı beyninin en karanlık yerine hapsetmişti. Bazen firar etmesine  engel olamıyordu. O zamanlar da beyninin tüm kıvrımlarında özgürce dolaşıp, onu deli ediyordu. Ölmeyi (bu çok kolaydı aslında, hem de zor) ya da bir psikiyatriste gitmeyi düşünüyordu. Yaşadıklarını anlatamazdı tabi, ama ondan unutmak için bir ilaç isteye bilirdi. Böyle bir ilaç var mıydı?

Yarattığı bu ayna insanların en karanlık sırlarını mı yansıtıyordu? Emin olmalıydı. Bir daha o aynaya bakamazdı. Yerinden yavaşça kalktı, çalışma masasının başına gitti. Sekreterinden tüm çalışanların kapının önünde toplanmasını istedi. Ayna ve cam üreten bu işletmede o anda yirmi beş çalışan vardı. Kapı önünde toplanan bu insanlar merak ve endişe içerisinde teker teker içeri girdiler. Çıkarken korkunç bir suratla koşarak uzaklaştılar. O gün aynaya bakan bu insanların yarısından fazlası bir daha işe gelmedi.

Artık öğrenmişti; yarattığı bu ayna yalnızca karanlıkta ki sırları değil, orada ki gizli arzuları, hem de korkunç arzuları da yansıtıyordu. Bu ayna karanlığın aynasıydı. Herkes bu aynaya bakmalıydı. Bu aynadan her yerde, her evde olmalıydı. İnsanlar kendilerinin aslında kim olduğunu öğrenmeliydi. Bunu sağlayacaktı.

Karanlığın aynası artık her yerdeydi. En masumlar bile kafalarından jet gibi geçip giden, üstünde durmadıkları korkunç şeyler yüzünden aynanın gazabına uğruyordu. Herkes önce dehşete ve suskunluğa kapıldı.  Kimse diğerine neden böylesin diye sormaya cesaret edemedi. İntiharlar çoğaldı. Sonra bir merak başladı, başkasının aynasına yansıyanları merak ettiler. Gizli gizli bir birlerini kollamaya başladılar.  En yakınlarını, en erdemli görünenleri daha çok merak ediyorlardı. Yalnız olmadıklarını gördüler. Rahatladılar, korkunç olan şeyler eskisi kadar korkunç değildi artık. İnsanlık erdemleri yavaş yavaş önemini yitirdi. Yağmalar başladı, tecavüzler, insanlar sokak ortasında hiç tanımadıkları insanlarla sevişiyordu, cinayet işliyordu, kimse çalışmıyordu.  Kötü olan her şeyi çabucak benimsiyorlardı. Bir kaos başlamıştı.

Çok pişmandı. Böyle olacağını tahmin etmemişti. Her yer karanlıktı, güneş doğmayı unutmuştu sanki. Bütün aynaları yok etmeliydi. İnsanlara aydınlığı, manevi duyguları, erdemi hatırlatmalıydı. Karanlıklar derinlerde ait oldukları yere gitmeliydiler. Eline bir çekiç alıp işe koyuldu. Bu çok zor ve uzun bir süreç olacaktı.  Ama insanlar onun neden olduğu bu kargaşaya sürüklenmekten kurtulacaklardı. Kırdı, kırdı.

Bir aslan son kalan karanlık aynalarından birinin tam önünde durmuş kükrüyordu. Ürkütmeden yaklaştı. Aynada aslanın tamda o anki halinin yansıması vardı. Şaşırdı.

 

 

Ödülümü almak için, sahneden adım anons ediliyor. Alkışlar eşliğinde çıkıyorum. Birinci olmuşum. Ne heyecan, ne mutluluk. Başlangıç yapıyorum. “Bu ödülün benim için anlamı çok büyük. İnsan ellisine doğru yürürken başlangıç yapmak zordur. Ama imkânsız da değildir. Beni layık gördüğünüz bu ödül bunun kanıtı. Bu ödül benim başlangıcım olacak. Ben Gülhane Park’ında bir ceviz ağacıydım, sonunda birileri bunu fark etti. Evet, yüzlerce ağacın arasından beni fark ettiler. Teşekkürler, teşekkürler” Alkışlar… Mutluluk gözyaşlarım yanağımdan süzülüyor. Tam buraya çizgi filmlerde ki hezimet müziği istiyorum. Yönetmenim duydun mu? Yukarıdaki olay tamamen benim hayalim. Gerçekleşmedi. Hâlbuki elimden geleni yapmış, evrene güzel mesajlar yollamış, tanrıdan da tüm kalbimle yardım etmesini dilemiştim. Ne o?! Yıkılacağımı mı sandınız ? Vaz mı geçmeliydim? Ben sizin beni takdir etmenizi çok mu önemsiyorum? Peki, tamam, önemsiyorum. Farkında olduğumdan daha çok önemsiyormuşum. İsmimin kazananlar listesinde olmadığını görünce yıkıldım. Boğazım kurudu, bir an vazgeçtim her şeyden. Vazgeçmeyeceğim. Elimde kalan son umut bu, yazmak. Üstelik zamanla ölmesi mümkün olmayan bir umut bu. Güneş benim için her gün yeniden yeniden doğacak. Artık genç değilim. Gelecek, yollar, seçimler bu kelimeler hayatımdan yavaş yavaş çıkıyorlar. On dokuz yaşında, güzel bir Mayıs günü, Taksim’de ki parkın banklarından birinde otururken, içimde kaynaşan onlarca umudun çığlığını bir daha duyabilir miyim? Umut, ne çok severim bu kelimeyi. Menopoza girdim umut. Kendi umutlarımı doğuramam artık. İçimde kaynaştığınız o günler çok geride kaldı. Size iyi bakamadım, büyütemedim sizi. Şimdi bir menopoz umudum var: YAZMAK. Korkma umut seni kaybetmeyeceğim. Eskisi gibi toy değilim artık. Çok iyi bakacağım sana, sen benim içimi yeniden kıpırdattın, güneşimi geri getirdin. Tamda şimdi, bu gün haykırmak istiyorum. “ Benim bir UMUDUM var.” Samimiyetle yazacağım. Gerçekten samimi olmayı başarabilen bir insanın duyguları, düşünceleri ne kadar basit olursa olsun onunla alay edilemez, küçümsenemez. Samimiyetin daha aşağısı olamaz. Başlangıç yapıyorum dostlar. Tek bir okuyucum olsa bile fark etmez. O okuyucuyu bulmak çok zaman alsa da fark etmez. Beklerim. Şu güzel dizelerle çağırıyorum seni. “Gel,gel, ne olursan ol yine gel, İster kafir, ister mecusi, İster puta tapan ol yine gel, Bizim dergahımız, ümitsizlik dergahı değildir, Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel…” KASIM 2018

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: