KEŞKE

“Neden yaptın? Keşke yapmasaydın. Şimdi çok farklı bir hayatın olabilirdi.” Neden sürekli aynı şeyleri söyleyip duruyorsun ki? Biliyorum, zaten bazı şeyleri sadece ben biliyorum. Şu an aklımdan bile geçirmeye korktuğum işkenceleri sen bilebilir misin? Neredeydin? Ben işkence görürken sen beni yukardan bir yerden izliyor muydun? Neden durdurmadın? Ya da o küçücük hücrede yapayalnız, betonun üstünde donarken, ağlayarak çişimi altıma yaparken orada mıydın? Neden sarmadın beni?

Sekiz yıl sonra dün onu gördüm. Tam da hayatın çarkına bir yerden ilişmiştim. Çark döndükçe ben de dönüyordum. Düşünmüyordum(mu?). Neden gördüm onu? Dünyanın herhangi bir yerinde olabilirdi. Yok, bunun yerine İstiklal caddesini, benim mekânımı seçti. O yalnız olsaydı ya da benim yanımda Aynur olmasaydı gider miydim yanına? “Senin için kendini feda eden o kız için hiç vicdan azabı çektin mi?” Ya da; “Senin yüzünden hayatım mahvoldu haberin var mı?” der miydim?

Hayatta öyle anlar vardır ki, insanın hayat ırmağının akış yönünü tamamen tersine çevirir. O gün o foruma gitmem ve onu tanımam gibi. Zamanda yolculuk yapma şansım olsaydı o güne giderdim. Kendi yakama yapışır; ”Geri dön. Orada seni ilgilendiren bir şey yok. Yaklaşma o kalabalığa.” Sonra geri döner bu güne bakardım idealist bir matematik öğretmeni görürdüm belki karşımda. Güldün mü sen? Olmayacak bir hayal… Hayal, benim tatlı hayallerim. O ve ben… Sarılmış bana, kollarını belime sımsıkı dolamış. Başım onun göğsünde. Güvendeyim kimse bana zarar veremez. Bir kız, bir oğlan iki küçük çocuk etrafımızda koşup oynuyor. Çok mutluyuz. Çok mutluyum. İşte Abidin, benim mutluluğumun resmi. Ya da şuna bak: Ben mutfakta bir şeyler hazırlarken, bana arkamdan sarılıyor, boynuma öpücükler konduruyor. Başımı arkaya çeviriyorum, dudaklarımız masum tatlı bir öpücükle birleşiyor. Hiç kötü şey yaşamamışım, ben kendimi o beni sevsin diye feda etmemişim. O beni zaten sevmiş.

Kalabalığı büyülemişti Fuat. Ne yakışıklı ne karizmatikti. Neden bahsediyordu? Şu an hiç hatırlamıyorum. Zaten halkların kurtuluşu, işçi sınıfı, kahrolacak kapitalizm gibi zırvalıklar beni artık hiç ilgilendirmiyor. Duydum seni (Bu arada sen kimsin? Tanıştık mı seninle?).”Ne zaman ilgilendirdi ki?” diyorsun. Ne çok şey biliyorsun sen. Evet, beni yalnız Fuat ilgilendiriyordu. Onun için okudum o kitapları, onun için kaptırdım kendimi dünyayı kurtarma söylemlerine. Feodal zincirlerimi koparma adına ailemle iletişimimi neredeyse bitirdim. En iyi devrimci ben olacaktım, Fuat için. Okulu boşladım. Gecemi gündüzümü onların evinde Fuat’a yakın geçirmeye başladım. Garip ev, hep kalabalık, kim gerçekten o evde kalırdı, kim geçerken uğramıştı hiç bilemezdim. Ama Fuat hep oradaydı. Bir gün onunla sevgili olacaktık, dünyayı beraber kurtaracaktık. Onunla baş başa kalacağımız anlar için kimseye belli etmeden ne hazırlıklar yapardım. Belli belirsiz makyaj, alelade görünen ama vücut hatlarımı en iyi ortaya çıkaran kıyafetler. ”Okudun mu bakalım Felsefenin Başlangıç İlkelerini.” Okudum tabi, Nur da okumuş mu? Lümpen Nur, makyaj yapmaktan ve kendini teşhir eden şeyler giyinmekten vaz geçmiyor. Ben tam sana göreyim, Nur’u çıkar kafandan. Bak ben buradayım tam yanında, senin için her şeyi yaparım.

Ve yaptım. “Ben senin yerinde olsam asla yapmazdım.” Bunu o gün neden söylemedin ki? Biliyorum, o gün seni asla dinlemezdim.

Baskın var, polis baskını. Fuat’ın çantası, ne var içinde? Hiç düşünmüyorum; “Bana ver.” diyorum. O da düşünmüyor, hiç itiraz etmiyor. Beni ateşe atarken tereddüt bile etmiyor. “Asla yapmazdım asla.” Yeter! Dinleyeceksen adam gibi dinle. Götürdüler beni.

Babacan polis, içim rahatlıyor .”Kızım nereden buldun bunları? Bak baban memurmuş. Kim bilir ne zorluklarla okutuyordur seni. Yazık değil mi babana?” Ağlıyorum; ”Kantinde buldum çantayı. Kimin olduğunu bilmiyorum. İçinde ne olduğuna bile bakmadım. Vallahi benim değil.”  Babacan polis, salacak beni birazdan.

Daha ne kadar canımı yakabilirsiniz, daha ne yapabilirsiniz. Söylemeyeceğim Fuat’ın adını, çözemezsiniz beni. Meğer yapacak daha ne çok şeyiniz varmış. Keşke canım yansa, ruhumu yakıyorlar. Dayanamıyorum, çözüleceğim, bu kadarı çok fazla, alt tarafı birkaç yasadışı yayın işte. Olmaz konuşamam. Nasılsa bıkacaklar, yorulacaklar. Konuşmayacağım. Konuşmadım. Ahmet Kaya ne zaman “Beni kaç kere dövdüler adını söylemedim.” dese kalbim kan pompalamayı bırakıp tüm kapıları açıyor. Ilık kan göğüs kafesime doluyor.

Altı ay, mahkemeye kadar tam altı ay kapalı tuttular beni. Fuat gurur duyacak benimle. Bu yaşadıklarımı unutacağım onun gölgesinde. Belki de intikamımı alacak. Beni sevecek, çok sevecek. Ben tüm kötü şeyleri unutacağım.

Nerde Fuat? Daha güçlü soramıyorum. Gitmiş. “Nereye?” Söylemiyorlar, bilmesen daha iyi diyorlar. Babam götürüyor beni, itiraz edemiyorum. Fuat da yok. Bir daha göremeyecek miyim onu?

İşte orada İstiklal Caddesinde. Bebek arabası sürüyor, yanında karısı. Aaa! lümpen mi olmuş Fuat?  Kıyafetleri markalı sanırım çok klas görünüyor. Karısının saçları sapsarı,  bol makyajlı. Sekiz yıl boyunca haber spikerlerinin etkisiz hale getirildi dediklerinin arasında onu görmekten korktum. O zaten etkisizmiş.  Sanırım Fuat dünyadan önce kendini kurtarmış. Çikolata yiyor karısı. Fuat’a uzatıyor çikolatayı. Büyük ısırıyor Fuat. Kızıyor karısı, vuruyor omzuna Fuat’ın. Ben onun yerinde olsam tüm çikolatayı Fuat’a verirdim. Biliyorsun.

 

 

Ödülümü almak için, sahneden adım anons ediliyor. Alkışlar eşliğinde çıkıyorum. Birinci olmuşum. Ne heyecan, ne mutluluk. Başlangıç yapıyorum. “Bu ödülün benim için anlamı çok büyük. İnsan ellisine doğru yürürken başlangıç yapmak zordur. Ama imkânsız da değildir. Beni layık gördüğünüz bu ödül bunun kanıtı. Bu ödül benim başlangıcım olacak. Ben Gülhane Park’ında bir ceviz ağacıydım, sonunda birileri bunu fark etti. Evet, yüzlerce ağacın arasından beni fark ettiler. Teşekkürler, teşekkürler” Alkışlar… Mutluluk gözyaşlarım yanağımdan süzülüyor. Tam buraya çizgi filmlerde ki hezimet müziği istiyorum. Yönetmenim duydun mu? Yukarıdaki olay tamamen benim hayalim. Gerçekleşmedi. Hâlbuki elimden geleni yapmış, evrene güzel mesajlar yollamış, tanrıdan da tüm kalbimle yardım etmesini dilemiştim. Ne o?! Yıkılacağımı mı sandınız ? Vaz mı geçmeliydim? Ben sizin beni takdir etmenizi çok mu önemsiyorum? Peki, tamam, önemsiyorum. Farkında olduğumdan daha çok önemsiyormuşum. İsmimin kazananlar listesinde olmadığını görünce yıkıldım. Boğazım kurudu, bir an vazgeçtim her şeyden. Vazgeçmeyeceğim. Elimde kalan son umut bu, yazmak. Üstelik zamanla ölmesi mümkün olmayan bir umut bu. Güneş benim için her gün yeniden yeniden doğacak. Artık genç değilim. Gelecek, yollar, seçimler bu kelimeler hayatımdan yavaş yavaş çıkıyorlar. On dokuz yaşında, güzel bir Mayıs günü, Taksim’de ki parkın banklarından birinde otururken, içimde kaynaşan onlarca umudun çığlığını bir daha duyabilir miyim? Umut, ne çok severim bu kelimeyi. Menopoza girdim umut. Kendi umutlarımı doğuramam artık. İçimde kaynaştığınız o günler çok geride kaldı. Size iyi bakamadım, büyütemedim sizi. Şimdi bir menopoz umudum var: YAZMAK. Korkma umut seni kaybetmeyeceğim. Eskisi gibi toy değilim artık. Çok iyi bakacağım sana, sen benim içimi yeniden kıpırdattın, güneşimi geri getirdin. Tamda şimdi, bu gün haykırmak istiyorum. “ Benim bir UMUDUM var.” Samimiyetle yazacağım. Gerçekten samimi olmayı başarabilen bir insanın duyguları, düşünceleri ne kadar basit olursa olsun onunla alay edilemez, küçümsenemez. Samimiyetin daha aşağısı olamaz. Başlangıç yapıyorum dostlar. Tek bir okuyucum olsa bile fark etmez. O okuyucuyu bulmak çok zaman alsa da fark etmez. Beklerim. Şu güzel dizelerle çağırıyorum seni. “Gel,gel, ne olursan ol yine gel, İster kafir, ister mecusi, İster puta tapan ol yine gel, Bizim dergahımız, ümitsizlik dergahı değildir, Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel…” KASIM 2018

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: