Emekli hâkim Hulusi Bey çalışma odasında, masasının başında, dalgın, kucağında ki kedinin tüylerini okşuyordu. Sonunda kurtuluyordu! Babası almaya gelmişti, altı yaşındaki Barış’ı. Bavulları bile hazırdı. Mutlu olmalıydı, ama değildi.

Kediyi kucağından indirip yerinden kalktı, duvarda ki fotoğrafa doğru yürüdü. Bu karısı ve biricik kızlarının fotoğrafıydı. Kızlarının üniversiteyi kazandığını öğrendikleri gün, bizzat kendisi çekmişti bu fotoğrafı. O gün ne kadar mutluydular, nerden bileceklerdi ki. Meğer yavru kuş bir daha yuvaya dönmemek üzere uçuyormuş.

Canından bile çok severdi kızını, bir dediğini iki etmezdi.

Kızları küçükken, karısı sık sık;

“Bu kızı çok şımartıyorsun, sonra baş edemeyeceğiz haberin olsun.” derdi. Ama o hiç böyle düşünmüyordu. Sevgiden, sevgiyi göstermekten ne zarar gelirdi.

Bu küçük oğlanı da seviyordu işte, niye göstermiyordu bunu? Neydi bu çocukla alıp veremediği? O ne kadar kendini ondan uzak tutmaya çalışsa da oğlancık bir kedi gibi sokuluyordu ona. Karısı çok kızıyordu;

“Ne suçu var bu çocuğun Hulusi Bey? Bak nasıl da seviyor seni, dede diyor da başka bir şey demiyor.”

Ara sıra parka götürüyordu Barış’ı. Bir keresinde Barış yanında bir çocukla koşarak yanına gelmişti.

“Dede gökyüzünde kaç tane yıldız var?”

Şaşırmıştı Hulusi Bey;

“ Milyarlarca.” deyip geçmişti.

Barış yanında ki çocuğa dönüp;

“Ya, ben sana demedim mi? Benim dedem her şeyi bilir.” demişti.

Kızları üniversitenin ikinci yılında hamile kalmıştı. Karısı, başlangıçta bu kara haberi Hulusi Bey’den saklamış, kimse duyurmadan çözmeye çalışmıştı. Ama kızı da inatçılıkta Hulusi Beyi aratmıyordu, annesinin bulduğu tüm çözümleri reddedip bu çocuğu doğurmaya karar vermişti. Kendisinden beş altı yaş büyük kaptan sevgilisiyle doğuma birkaç ay kala nikâh yapmışlardı. Bu nikâha Hulusi Bey gitmemişti. Kızını defterden silmişti. Onun için ölen kızı doğum sırasında, gerçekten ölünce, Hulusi Bey inat ve gururundan tek damla gözyaşı dökmemişti.  Ortada kalan bebeğe kaptan olan babanın bakması imkânsızdı. Yalvarmıştı karısı;

“Babası işlerini yoluna koyup, yerleşik düzene geçene kadar bakalım bari. Yoksa çocuk yuvasına bırakmak zorunda kalacak.”

“Ne halin varsa gör.” demişti. Onun gönlü de böyle bir şeye razı olamazdı. Ama gurur ve inat!

Çabucak geçmişti yıllar. Babası düzenini kurmuş oğlunu almaya gelmişti. Karısı günlerdir ağlıyordu. Çocukta korkuyordu galiba, sadece birkaç kere gördüğü bu adamla gitmek istemiyordu. Sürekli;

“Sizi bir daha göremeyecek miyim? Siz neden gelmiyorsunuz?”deyip duruyordu.

Yeniden evlenmişti adam. Üvey bir annesi olacaktı Barış’ın. Üvey anne vahşeti yaşayacaktı belki de. Babası çocuğa hediye diye oyuncak tabanca getirmişti. Çocuk yetiştirmekten anladığı yoktu.

Biliyordu.” Götürme çocuğu burada kalsın” dese babası hayır demezdi. Ama diyemiyordu.

İçerden Barış’ın sesi geliyordu.

“Dede. Dedem nerde?”

Vakit gelmişti. Kurtuluyordu, gözlerini sımsıkı yumup, yumruklarını sıktı. Göz pınarında ki yaşları geri gönderdi.

Barış’ın koşarak çalışma odasına geldiğini duydu.  Kapıda durmuştu, biliyordu kapıyı vurmadan bu odaya giremezdi yoksa dedesi çok kızardı. Küçük parmaklarıyla kapıya vurup, ürkek açmıştı;

“ Dede, biz gidiyoruz, taksiyi çağırdık.”

Minicik elleriyle dedesinin elini kavrayıp önce dudaklarına sonrada yavaşça anına götürüp, bıraktıktan sonra, başı önünde beklemişti. Hulusi Bey artık göz pınarlarına hükmedemiyordu. Sımsıkı sarılmıştı Barış’a. Onu, hiç kimse alamazdı ondan.

28 MART 2007

ATÖLYE ÇALIŞMASI

 

Ödülümü almak için, sahneden adım anons ediliyor. Alkışlar eşliğinde çıkıyorum. Birinci olmuşum. Ne heyecan, ne mutluluk. Başlangıç yapıyorum. “Bu ödülün benim için anlamı çok büyük. İnsan ellisine doğru yürürken başlangıç yapmak zordur. Ama imkânsız da değildir. Beni layık gördüğünüz bu ödül bunun kanıtı. Bu ödül benim başlangıcım olacak. Ben Gülhane Park’ında bir ceviz ağacıydım, sonunda birileri bunu fark etti. Evet, yüzlerce ağacın arasından beni fark ettiler. Teşekkürler, teşekkürler” Alkışlar… Mutluluk gözyaşlarım yanağımdan süzülüyor. Tam buraya çizgi filmlerde ki hezimet müziği istiyorum. Yönetmenim duydun mu? Yukarıdaki olay tamamen benim hayalim. Gerçekleşmedi. Hâlbuki elimden geleni yapmış, evrene güzel mesajlar yollamış, tanrıdan da tüm kalbimle yardım etmesini dilemiştim. Ne o?! Yıkılacağımı mı sandınız ? Vaz mı geçmeliydim? Ben sizin beni takdir etmenizi çok mu önemsiyorum? Peki, tamam, önemsiyorum. Farkında olduğumdan daha çok önemsiyormuşum. İsmimin kazananlar listesinde olmadığını görünce yıkıldım. Boğazım kurudu, bir an vazgeçtim her şeyden. Vazgeçmeyeceğim. Elimde kalan son umut bu, yazmak. Üstelik zamanla ölmesi mümkün olmayan bir umut bu. Güneş benim için her gün yeniden yeniden doğacak. Artık genç değilim. Gelecek, yollar, seçimler bu kelimeler hayatımdan yavaş yavaş çıkıyorlar. On dokuz yaşında, güzel bir Mayıs günü, Taksim’de ki parkın banklarından birinde otururken, içimde kaynaşan onlarca umudun çığlığını bir daha duyabilir miyim? Umut, ne çok severim bu kelimeyi. Menopoza girdim umut. Kendi umutlarımı doğuramam artık. İçimde kaynaştığınız o günler çok geride kaldı. Size iyi bakamadım, büyütemedim sizi. Şimdi bir menopoz umudum var: YAZMAK. Korkma umut seni kaybetmeyeceğim. Eskisi gibi toy değilim artık. Çok iyi bakacağım sana, sen benim içimi yeniden kıpırdattın, güneşimi geri getirdin. Tamda şimdi, bu gün haykırmak istiyorum. “ Benim bir UMUDUM var.” Samimiyetle yazacağım. Gerçekten samimi olmayı başarabilen bir insanın duyguları, düşünceleri ne kadar basit olursa olsun onunla alay edilemez, küçümsenemez. Samimiyetin daha aşağısı olamaz. Başlangıç yapıyorum dostlar. Tek bir okuyucum olsa bile fark etmez. O okuyucuyu bulmak çok zaman alsa da fark etmez. Beklerim. Şu güzel dizelerle çağırıyorum seni. “Gel,gel, ne olursan ol yine gel, İster kafir, ister mecusi, İster puta tapan ol yine gel, Bizim dergahımız, ümitsizlik dergahı değildir, Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel…” KASIM 2018

One Comment on “GURUR VE İNAT

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: