Yabancı bir filmde kadın, aldattığı kocasından af diliyordu; “Duyusal bir şey değildi, bedenseldi.” Birisi beni aydınlatsın lütfen, tecavüz olayında bizim kadınımızı zan altında bırakacak nasıl bir duygusallık söz konusu? Günümüzde hala tecavüze uğrayan kadınlar kirlendiği için öldürülmezlerse tecavüzcüleriyle evlendiriliyorlar. Kendilerini dünyaya getiren, canıyla, kanıyla besleyip büyüten kadına karşı erkeklerde ki bu acımasızlık neden? Arkeolojik kazılar geçmişte ölen kocalarıyla birlikte diri diri gömülen kadınları işaret ediyor. O kadar geriye gitmeden İslamiyet öncesi toplumların kız bebeklere yaptığı muamele ortada. Kadınlardan korkuyorsunuz. Evet, siz erkekler kadınlardan hep korktunuz. Cennetten kovulmanızın tüm sucunu kadına yüklediniz ve o günden sonrada kadının elini ayağını kırdınız, ev dediğiniz hapishanelere kapattınız, düşünmelerini yasakladınız. Bizi hareketsiz bıraktınız. Dünyaya kadın olarak gelmenin büyük bir şanssızlık olduğunu düşündürttünüz bize. Bir kadın olan Rosa Luxemburg, “Hareket etmeyen zincirlerini fark edemez.” demiş. Bazı kadınlar hareket etti, o zincirleri kırdı. Erkeklerden daha aptal olmadığımızı, fırsat verilirse en az onlar kadar başarılı olabileceğimizi kanıtladılar. İsimlerini saymak sayfalar alır. Tüm o kadınlara sonsuz teşekkürler.

Yapmayı hayal ettiğim bir şey var;  tüm insanlığın hafızasından, kadınla ilgili tüm olumsuzlukları silmek. Keşke bu mümkün olabilseydi. Her şey daha çabuk güzelleşirdi. Ama ümitsiz değilim, zaman alsa da her şey daha güzel olacak. Bir Kızılderili atasözü der ki; ”Doğum yapan her şey dişidir. Kadınların ezelden beri bildiği kâinatın dengelerini erkeklerde anlamaya başladıkları zaman, dünya daha iyi bir dünya olmak üzere değişmeye başlayacaktır.”

Hadi oturduğunuz yerden kalkın, görünmez hapishanelerinizin kilidi öylece ulaşamayacağınız yükseklikte. Kendinize basamak yapacağınız şeyler bulmalısınız. En iyi basamak kitaptır. Ders kitapları, diplomalar, edebi kitaplar… O kilide ulaşın. Gerekirse tırnaklarınızı kullanarak tırmanın. Dünyada ki kadın yarası kapanmalı, kendi yaramızı kendimiz saralım.

Ödülümü almak için, sahneden adım anons ediliyor. Alkışlar eşliğinde çıkıyorum. Birinci olmuşum. Ne heyecan, ne mutluluk. Başlangıç yapıyorum. “Bu ödülün benim için anlamı çok büyük. İnsan ellisine doğru yürürken başlangıç yapmak zordur. Ama imkânsız da değildir. Beni layık gördüğünüz bu ödül bunun kanıtı. Bu ödül benim başlangıcım olacak. Ben Gülhane Park’ında bir ceviz ağacıydım, sonunda birileri bunu fark etti. Evet, yüzlerce ağacın arasından beni fark ettiler. Teşekkürler, teşekkürler” Alkışlar… Mutluluk gözyaşlarım yanağımdan süzülüyor. Tam buraya çizgi filmlerde ki hezimet müziği istiyorum. Yönetmenim duydun mu? Yukarıdaki olay tamamen benim hayalim. Gerçekleşmedi. Hâlbuki elimden geleni yapmış, evrene güzel mesajlar yollamış, tanrıdan da tüm kalbimle yardım etmesini dilemiştim. Ne o?! Yıkılacağımı mı sandınız ? Vaz mı geçmeliydim? Ben sizin beni takdir etmenizi çok mu önemsiyorum? Peki, tamam, önemsiyorum. Farkında olduğumdan daha çok önemsiyormuşum. İsmimin kazananlar listesinde olmadığını görünce yıkıldım. Boğazım kurudu, bir an vazgeçtim her şeyden. Vazgeçmeyeceğim. Elimde kalan son umut bu, yazmak. Üstelik zamanla ölmesi mümkün olmayan bir umut bu. Güneş benim için her gün yeniden yeniden doğacak. Artık genç değilim. Gelecek, yollar, seçimler bu kelimeler hayatımdan yavaş yavaş çıkıyorlar. On dokuz yaşında, güzel bir Mayıs günü, Taksim’de ki parkın banklarından birinde otururken, içimde kaynaşan onlarca umudun çığlığını bir daha duyabilir miyim? Umut, ne çok severim bu kelimeyi. Menopoza girdim umut. Kendi umutlarımı doğuramam artık. İçimde kaynaştığınız o günler çok geride kaldı. Size iyi bakamadım, büyütemedim sizi. Şimdi bir menopoz umudum var: YAZMAK. Korkma umut seni kaybetmeyeceğim. Eskisi gibi toy değilim artık. Çok iyi bakacağım sana, sen benim içimi yeniden kıpırdattın, güneşimi geri getirdin. Tamda şimdi, bu gün haykırmak istiyorum. “ Benim bir UMUDUM var.” Samimiyetle yazacağım. Gerçekten samimi olmayı başarabilen bir insanın duyguları, düşünceleri ne kadar basit olursa olsun onunla alay edilemez, küçümsenemez. Samimiyetin daha aşağısı olamaz. Başlangıç yapıyorum dostlar. Tek bir okuyucum olsa bile fark etmez. O okuyucuyu bulmak çok zaman alsa da fark etmez. Beklerim. Şu güzel dizelerle çağırıyorum seni. “Gel,gel, ne olursan ol yine gel, İster kafir, ister mecusi, İster puta tapan ol yine gel, Bizim dergahımız, ümitsizlik dergahı değildir, Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel…” KASIM 2018

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: