O

Şiddetli yağmur ve ona eşlik eden rüzgâr… Dışarıdayım. Şemsiyem, kalitesiz şemsiyem paramparça oldu. Ayakkabılarım, kalitesiz ayakkabılarım su aldı. Caddeden geçen arabalar su birikintilerini bana doğru savuruyor. Gidecek bir yerim, kuru ve sıcak bir yuvam yok benim. Hava kararıyor. Evlerin lambaları yanıyor ufaktan. Sıcacık evlerin içi, kuru, tencereler kaynıyor ocakta. Ben yalnızım, sırılsıklamım, üşüyorum, gidecek bir yuvam yok benim. Hakkâri’ye mi gitsem ben.

O nerede? Başımı yağan yağmura inat, yukarı çeviriyorum. Yağmur damlaları gözlerimin içine doluyor. Onu görüyorum. Sıcacık evinin penceresinden sokağa bakıyor. Siyah saçlarını ensesinde toplamış, kaçak birkaç tutam saçı yanaklarını yalıyor. Siyah balıkçı yaka bir kazak var üstünde. Elinde tuttuğu bardaktan dumanlar yükseliyor. Kuru, kupkuru o. Dolgun dudaklarında bordo ruju. Bakımlı tırnaklarında bordo ojesi. Hakkâri’ye yolu düşmemiş daha. İşte mutluluk, işte huzur. Sıcacık, kuru. Gidecek yeri olan insanlar koşarak geçiyorlar yanımdan. Ben olduğum yerden, onun penceresinin olduğu apartmana bakıyorum. Üşüyorum, sırılsıklamım. O, camdan bakmayı sürdürüyor. Beni görmüş müdür? Dumanı tüten bardağını dudaklarına götürüyor arada. Ne düşünüyor? Gözlerinde bir hüzün mü var? Mutlu olmalı o. Çok mutlu olmalı. Yoksa bir anı mı düşürdü gözlerine bu hüznü?

Aylarca uykunun en tatlı yerinde, sıcacık yataklarından kalkıp tarladan topladıkları tütünü, tek tek dizdiler iplere. Kuruyacak onlar, çıtır çıtır kuruyacak. Kara bulutlar kaplıyor gökyüzünü aniden. Emekçi aile telaşla koşturuyor. Tütün kargılarının üstü örtülmeli, ıslanırsa mezarlığın oradaki çukura gömülecek tüm emek. Rüzgâr izin vermiyor emekçilere. Yağmur bastırıyor aniden. Tüm çabalar boşa, ıslanıyor tütünler. Islanıyor çocuklar, ıslanıyor anne, baba. Pes ediyorlar. Sırılsıklam eve atıyorlar kendilerini. Anne ağlıyor, dizlerini döverek. Baba sessiz, çok üzgün. Çocuklar bekleşiyor sırılsıklam ve üşümüş. Tencerede horoz kaynıyor. Islak kıyafetlerini çıkarmaya cesareti yok çocukların.  O, “Tüh!”  diye düşünüyor. “Yenmez artık o horoz.”

Ben sırılsıklamım, üşüyorum. Yağmur ve rüzgâr hız kesmiyor. Islak giysilerim ağırlaştı. O bir kez daha götürüyor dudaklarına, dumanı tüten fincanı. Ben yola çıkmaya karar veriyorum. Hakkâri yolcusu kalmasın.

 

Ödülümü almak için, sahneden adım anons ediliyor. Alkışlar eşliğinde çıkıyorum. Birinci olmuşum. Ne heyecan, ne mutluluk. Başlangıç yapıyorum. “Bu ödülün benim için anlamı çok büyük. İnsan ellisine doğru yürürken başlangıç yapmak zordur. Ama imkânsız da değildir. Beni layık gördüğünüz bu ödül bunun kanıtı. Bu ödül benim başlangıcım olacak. Ben Gülhane Park’ında bir ceviz ağacıydım, sonunda birileri bunu fark etti. Evet, yüzlerce ağacın arasından beni fark ettiler. Teşekkürler, teşekkürler” Alkışlar… Mutluluk gözyaşlarım yanağımdan süzülüyor. Tam buraya çizgi filmlerde ki hezimet müziği istiyorum. Yönetmenim duydun mu? Yukarıdaki olay tamamen benim hayalim. Gerçekleşmedi. Hâlbuki elimden geleni yapmış, evrene güzel mesajlar yollamış, tanrıdan da tüm kalbimle yardım etmesini dilemiştim. Ne o?! Yıkılacağımı mı sandınız ? Vaz mı geçmeliydim? Ben sizin beni takdir etmenizi çok mu önemsiyorum? Peki, tamam, önemsiyorum. Farkında olduğumdan daha çok önemsiyormuşum. İsmimin kazananlar listesinde olmadığını görünce yıkıldım. Boğazım kurudu, bir an vazgeçtim her şeyden. Vazgeçmeyeceğim. Elimde kalan son umut bu, yazmak. Üstelik zamanla ölmesi mümkün olmayan bir umut bu. Güneş benim için her gün yeniden yeniden doğacak. Artık genç değilim. Gelecek, yollar, seçimler bu kelimeler hayatımdan yavaş yavaş çıkıyorlar. On dokuz yaşında, güzel bir Mayıs günü, Taksim’de ki parkın banklarından birinde otururken, içimde kaynaşan onlarca umudun çığlığını bir daha duyabilir miyim? Umut, ne çok severim bu kelimeyi. Menopoza girdim umut. Kendi umutlarımı doğuramam artık. İçimde kaynaştığınız o günler çok geride kaldı. Size iyi bakamadım, büyütemedim sizi. Şimdi bir menopoz umudum var: YAZMAK. Korkma umut seni kaybetmeyeceğim. Eskisi gibi toy değilim artık. Çok iyi bakacağım sana, sen benim içimi yeniden kıpırdattın, güneşimi geri getirdin. Tamda şimdi, bu gün haykırmak istiyorum. “ Benim bir UMUDUM var.” Samimiyetle yazacağım. Gerçekten samimi olmayı başarabilen bir insanın duyguları, düşünceleri ne kadar basit olursa olsun onunla alay edilemez, küçümsenemez. Samimiyetin daha aşağısı olamaz. Başlangıç yapıyorum dostlar. Tek bir okuyucum olsa bile fark etmez. O okuyucuyu bulmak çok zaman alsa da fark etmez. Beklerim. Şu güzel dizelerle çağırıyorum seni. “Gel,gel, ne olursan ol yine gel, İster kafir, ister mecusi, İster puta tapan ol yine gel, Bizim dergahımız, ümitsizlik dergahı değildir, Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel…” KASIM 2018

3 Comment on “O

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: