Sağ elin işaret parmaklarını görelim. Liseden Aylin, Esin Ali, Dilek, Esra, Kaan, Füsun ve tüm takipçilerim, o parmakları kullanın. Hadi Demet’e bir beğeni alalım sizden. Şu son model lüks arabamla çekildiğim fotoğrafa büyük ilgi gösterin lütfen. İmrenin bana. Oldukça pahalı restoranda yediğim yemeğe dikkat edin, tabağımın resmini yakından görün bir de. Lütfen fotoğrafı çeken kardeş restoranın ismini fotoğrafa almayı unutma.  Geçen yılki Roma gezimi her güne bir fotoğraf etiketiyle yayınlamaya devam ediyorum. Benim hayatım baştan sona eğlence, A’dan Z’ye refah. Dikkatinizden kaçıyorsa söyleyeyim; üstümdeki kıyafetler marka, anlayan anlıyordur tabi. Ya evim, benim güzel evim. Aaaa, liseden Filiz sen ne meraklı çıktın öyle; “Evli miymişim, ne iş yapıyor muşum.” Kızım sen paylaşımlarıma baksana, sana ne bunlardan. Ay ısrarcı DM’den yazıyor birde “Boşandığımı duymuşmuş. Bir temizlik şirketinde taşeron işçi olarak çalışıyormuşum.” DM’lerime bakmıyorum kızım. Hayat kısa, size cevap yetiştirecek kadar vakit yok. Bir parmak ve liseden Filiz takipten çıktın.

“Demet, kız neredesin sen yine? Çık artık şu odadan, baban altına pislemiş yardım et temizleyelim.”

Duymuyordu Demet annesini. Yüzünde ağır bir makyaj, üstünde şık ipek bir buluz, altında sümsük bir eşofman. Ziyanı yok fotoğrafta altı görünmüyordu. Odanın bir kısmı korkunçtu;  kapısı olmayan eski bir dolap, mobilyası kalkmış eski ve dağınık bir yatak, leke içinde, rengi atmış duvarlar. Ama diğer köşe bu odaya yabancı duruyordu;  yepyeni şık bir ikili koltuk, arkasında ki duvarda koltuğun renklerini tamamlayan bir duvar kâğıdı, koltuğun önünde yepyeni bir sehpa, sehpanın üstünde, özenle dağıtılmış birkaç popüler kitap ve yurtdışından hatıra diye alınmış gibi duran aksesuarlar. Demet bu koltuğa uzanmış, elinde son model bir telefon, saçlarını bir oyana bir bu yana savurarak selfie yapıyordu. Annesi kilitli kapıyı açmaya zorlayıp açamayınca, gürültülü bir şekilde kapıyı yumrukladı.

“Kız kime diyorum ben? Közün kör olmasın, hadi yardım et de babanın altını temizleyelim.”

“Ya! Üf be bir rahat ver be kadın.” dedi Demet, annesinin onu duyamayacağı bir tonda sonrada sesini duyurmak için, “Tamam geliyorum.” diyerek yerinden kalktı. Saçlarını ensesinde topladı, üstünde ki bluzu özenle çıkarıp kapısı kırık dolaba astı. Yatağın üstündeki eski bluzunu giyinip, odadan çıktı.

Demet kızım burnunu tıka, öğürme refleksine engel ol, ellerini boka batırmadan mümkün olan en temiz şekilde bu işi bitir. Az önce çektiğin fotoğrafları ev hallerim diye yayınladığında alacağın beğeniler sana teselli olacaktır. Evet, şimdi elleri görelim.

 

 

Ödülümü almak için, sahneden adım anons ediliyor. Alkışlar eşliğinde çıkıyorum. Birinci olmuşum. Ne heyecan, ne mutluluk. Başlangıç yapıyorum. “Bu ödülün benim için anlamı çok büyük. İnsan ellisine doğru yürürken başlangıç yapmak zordur. Ama imkânsız da değildir. Beni layık gördüğünüz bu ödül bunun kanıtı. Bu ödül benim başlangıcım olacak. Ben Gülhane Park’ında bir ceviz ağacıydım, sonunda birileri bunu fark etti. Evet, yüzlerce ağacın arasından beni fark ettiler. Teşekkürler, teşekkürler” Alkışlar… Mutluluk gözyaşlarım yanağımdan süzülüyor. Tam buraya çizgi filmlerde ki hezimet müziği istiyorum. Yönetmenim duydun mu? Yukarıdaki olay tamamen benim hayalim. Gerçekleşmedi. Hâlbuki elimden geleni yapmış, evrene güzel mesajlar yollamış, tanrıdan da tüm kalbimle yardım etmesini dilemiştim. Ne o?! Yıkılacağımı mı sandınız ? Vaz mı geçmeliydim? Ben sizin beni takdir etmenizi çok mu önemsiyorum? Peki, tamam, önemsiyorum. Farkında olduğumdan daha çok önemsiyormuşum. İsmimin kazananlar listesinde olmadığını görünce yıkıldım. Boğazım kurudu, bir an vazgeçtim her şeyden. Vazgeçmeyeceğim. Elimde kalan son umut bu, yazmak. Üstelik zamanla ölmesi mümkün olmayan bir umut bu. Güneş benim için her gün yeniden yeniden doğacak. Artık genç değilim. Gelecek, yollar, seçimler bu kelimeler hayatımdan yavaş yavaş çıkıyorlar. On dokuz yaşında, güzel bir Mayıs günü, Taksim’de ki parkın banklarından birinde otururken, içimde kaynaşan onlarca umudun çığlığını bir daha duyabilir miyim? Umut, ne çok severim bu kelimeyi. Menopoza girdim umut. Kendi umutlarımı doğuramam artık. İçimde kaynaştığınız o günler çok geride kaldı. Size iyi bakamadım, büyütemedim sizi. Şimdi bir menopoz umudum var: YAZMAK. Korkma umut seni kaybetmeyeceğim. Eskisi gibi toy değilim artık. Çok iyi bakacağım sana, sen benim içimi yeniden kıpırdattın, güneşimi geri getirdin. Tamda şimdi, bu gün haykırmak istiyorum. “ Benim bir UMUDUM var.” Samimiyetle yazacağım. Gerçekten samimi olmayı başarabilen bir insanın duyguları, düşünceleri ne kadar basit olursa olsun onunla alay edilemez, küçümsenemez. Samimiyetin daha aşağısı olamaz. Başlangıç yapıyorum dostlar. Tek bir okuyucum olsa bile fark etmez. O okuyucuyu bulmak çok zaman alsa da fark etmez. Beklerim. Şu güzel dizelerle çağırıyorum seni. “Gel,gel, ne olursan ol yine gel, İster kafir, ister mecusi, İster puta tapan ol yine gel, Bizim dergahımız, ümitsizlik dergahı değildir, Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel…” KASIM 2018

One Comment on “KAYBOLAN KADINLAR: DEMET

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: