ALT TARAFI

İnşat mühendisi Deniz sinirden kıpkırmızı olmuştu. “Bu ne ısrar kardeşim. Yemiyicem demişim.”  Çağrılan asansör bir türlü gelmiyordu. Deniz iyice sinirlendi. “Başlarım asansörüne de. Yürü merdivenlerden inelim.”  Cahit şaşkındı. Az önce aldıkları büyük proje ellerinden uçup gitmişti.  Müteahhit Dursun Bey’in yeni sitesinin işlerini almışlardı. Toplantı sırasında ne olduysa Deniz, Dursun Bey’e bir muz fırlatıp toplantıyı terk etmişti. Deniz’i hiç bu kadar sinirli görmemişti. Şimdi, “Abi ne oluyor ya?” diye sorsa… Cesaret edemiyordu.

Dursun Bey’in ara öğünü toplantı saatine rastlamış, o da Anadolu insanı ya, herkese kendi ara öğününden ikram etmişti. Birer muz. Deniz “Ben muz yemem efendim. Teşekkür ederim.” deyip, muz tabağını elinin tersiyle önünden ittirmişti. Dursun Bey, “Neden efendim? Yiyin, muz çok faydalı bir meyve.” Deniz daha bu ilk ısrarla bile hafifçe sinirlenmişti. “Siz yiyin efendim. Size afiyet olsun ben muz yemem.” Dursun Bey işin peşini bırakmıyordu. ”Nasıl yani, hiç mi muz yemezsiniz?” Deniz sinirlendiğini saklamaya çalışarak; “Evet, ben hiç muz yemem. Siz muzlarınızı yiyin de işimize bakalım.”  Ama Dursun Bey, Deniz’e bu muzu yedirmeye kararlıydı. “Siz muzun ne kadar faydalı bir meyve olduğunun farkında değilsiniz Deniz Bey oğlum. Muz, potasyum kaynağıdır. Bol miktarda lif içerir, sindirim sistemine faydası vardır. İçerdiği mineral ve vitaminlerde saymakla bitmez. Sizin gibi bir mühendis bunları bilmesin… Vallahi şaşırdım, hiç mi yemediniz? Üstelik çok lezzetlidir.” Deniz iyice sinirlenmişti, oturduğu yerden kalktı; “Yemiyorum beyefendi yemiyorum. Sağ olun. İşimize bakalım mı artık?” Beş kişilik toplantıda herkes şaşkındı. Cahit, Deniz’in kolundan tutup oturtmaya çalıştı. Dursun Bey; “Oğlum ne var bunda bu kadar sinirlenecek? Alt tarafı bir muz yemezsen yeme.” Bu son cümle Deniz’i çileden çıkarmıştı. Tabaktaki muzu alıp Dursun Bey’e fırlattı; “Alt tarafı da üst tarafı da sizin olsun. Başlarım muzunuzdan” Eşyalarını toplayıp, herkesin şaşkın bakışları arasında toplantıyı terk etti. Cahit’te peşi sıra çıkmak zorunda kaldı. Çıkarken patronu adına bir özür dilese miydi acaba? Arabaya bindiklerinde Deniz hala çok sinirliydi.  Cahit korkarak sordu; “Ne olacak şimdi abi? Yani işi kaçırdık mı?” Deniz cevap vermemişti. Cahit arabayı kullanırken yan gözle Deniz’e bakıyordu, sanki biraz sakinlemiş gibiydi. “Abi bir şey söyle ya! Ne oldu orada öyle?” Deniz derin bir nefes aldı; “Gördün işte, gereksiz saçma sapan bir ısrar. “ Cahit cesaretlenmişti; “Adam bir şey demedi ki, Anadolu insanı konuğunu yedirme konusunda ısrarcıdır bilmez misin?”  Deniz yeniden sinirlenmişti; “Elma, portakal, kiraza ısrar etsin. Muzu nereden buldu ya?”

“Ne farkı var ki muzun? Alt tarafı o da meyve değil mi?”

Deniz kendine hâkim olmakta zorlanıyordu;

“Arabayı kenara çek. İneceğim.”

Cahit korku ve şaşkınlıkla patronuna bakıyordu. Deniz sakin görünmek için çaba sarf ediyordu:

“Yürüyeceğim oğlum, çek kenara. Sen şirkete git.” dedi.

Ceketini alıp arabadan indi Deniz. Ilık bir sonbahar günüydü. Tıpkı o gün gibi. Babasıyla pazara gitmişlerdi, gecekondularla, yeni şık apartmanların ortasında ki pazara. Deniz yedi yaşındaydı.  Cicili biçili kızın annesi muz almıştı, bir muzu da soyup kızına vermişti. Deniz nasıl imrenerek baktıysa, kadın bir muz da Deniz’e vermek istedi. Deniz almakla almamak arasında bocalarken, babası; “Sağ olun hanım efendi biz alırız.” diyerek Deniz’i kolundan yanına çekti. Kadın bozulmuştu; “Ne olacak canım alt tarafı bir muz, çocuk bakınca ben de…” Babası, Deniz’i elinden tutarak oradan bir an önce uzaklaşmak isterken; “ Teşekkürler alırım şimdi.” Deniz, pazardan çıkana kadar babasının muz almasını bekledi umutla. Ama pazardan çıkıyorlardı, muz almamışlardı. Deniz; “Baba muz alacaktın.” Babası durdu onunda aklındaydı muz ama cebinde bir kilo muz alacak para kalmamıştı. Deniz’e bir şey söylemeden tekrar pazara girdi, girişteki ilk meyveciden üç muz aldı tarttırdı elini cebine attı çıkan parayı pazarcıya uzattı; “Üstünü haftaya tamamlarım.” Pazarcı sinirlendi; “Burası mahalle bakkalı değil abi.” Babasının başı önündeydi. Yan tezgâhtan bir pazarcı atıldı hemen; “Alt tarafı üç tane muz, veririm diyor adam, ayıp be.” Muzu satan pazarcı söylenerek uzattı poşeti Deniz’in babasına. Deniz mahalleye girene kadar sevincini belli etmedi, yol boyunca suskundu babası. Suçlu hissetmişti kendini Deniz, kötü bir şey yapmıştı sanki, babasını üzmüştü.  Mahalleye girip, arkadaşlarını da görünce, muz poşetini sevinçle sallamaya başladı. Herkes görsün istiyordu. Nasıldı şu muzun tadı? O cicili biçili kız ne güzel yiyordu. Eve girince heyecanla bağırdı ablasına; “Abla babam muz aldı bize.” Ablası Deniz’in elindeki torbaya atıldı, annesi babasının elindekileri aldı; “Ne muzu bu şimdi?” Babası sıkkındı; “Uzatma alt tarafı üç muz.” dedi. Cebinden sigara paketini çıkardı içinde bir tane kalmıştı, yakmadı. Üç kardeş ellerinde birer muz, mutluydular. Küçük Yusuf, daha üç yaşında, muzun ne olduğunu bilmiyordu. O abisi ve ablasının heyecanına ortaktı. Deniz onun muzunu nasıl yiyeceğini gösterdi ona, soydu ve ağzına soktu muzu; “Isır.” Ablası yemişti bile muzunu. Deniz de yemek için soydu muzunu. Kapı çaldı, ev sahibi kadın; “Hacı kirayı soruyor.” Babası sinirlenmişti; “Fabrika maaşları verdiğinde ödeyeceğiz dedik ya.”  Kadın da sinirliydi; “Valla ben bilmem hacı ya ödesinler ya çıksınlar diyor. Siz anarşistlik yapmasanız maaşlar ödenirdi. Hem hacı muz alacak paraları var diyor.” Deniz’in babası kadının üstüne yürüyerek; “Yaşından utan be !” Annesi girmişti araya; “Hatice abla bu hafta öderiz, Hacıya söyle çocuğun canı çekmiş.  Alt tarafı üç muz ” Hatice bağırıyordu, sesini konuya komşuya duyurma çabasındaydı ; ” Anarşist kızım senin kocan, yaşlı başlı kadını dövmeye kalkıyor. Oh maşallah yemeniz içmeniz yerinde. Muz alacak paranız var, kiraya gelince yok. Ben karışmam hacı bu hafta ödemezlerse çıksınlar diyor.” Deniz’in babası kapıyı Hatice’nin yüzüne kapatıp, son sigarasını yaktı, Deniz ısırdığı muzu yutmakta zorlandı.

Sabah kapı yumruklanıyordu. Herkes yataktan fırladı Yusuf ağlıyordu içeri askerler dolmuştu. Deniz’in aklına muz kabukları geldi, mutfaktaydılar. Onları görmemeliydi askerler. Koştu mutfağa saklamaya çalıştı, her tarafı arıyorlar evde saklayacak yer yoktu. Deniz usulca elinde muz kabukları, açık kapıdan çıktı. Bir asker onu gördü; “Dur, elinde ki nedir?” Deniz çok korkmuştu. Asker elindeki poşete baktı, merakla kendine bakan diğer askerlere; “Muz kabukları komutanım.” “Nereye götürüyorsun bunları?” Deniz’in korkudan dili tutulmuştu. “Alın onları inceletiriz.” Asker şaşırmıştı. Deniz’in elindeki poşeti aldı. Şaşkındı o da, kendi kendine; “Alt tarafı muz kabuğu.” dedi.

O gün o askerler muz kabuklarıyla beraber Deniz’in babasını da götürdüler. O günün devamında yaşanan günleri resimsiz hatırlamak bile kalbini sıkıştırıyordu Deniz’in. Annesinin bazen sesli bazen sessiz ama hiç durmadan akan gözyaşları, konu komşunun sayesinde yarı aç yarı tok günler.

Deniz, şirketin olduğu apartmanın önüne kadar gelmişti. Bir seyyar satıcı bağırıyordu yakınlarda; “ Muz, muz çikita muz!” Deniz sesin geldiği yöne baktı sora dudaklarında belli belirsiz bir tebessümle; ”Alt tarafı muz.” diye düşündü.

Ödülümü almak için, sahneden adım anons ediliyor. Alkışlar eşliğinde çıkıyorum. Birinci olmuşum. Ne heyecan, ne mutluluk. Başlangıç yapıyorum. “Bu ödülün benim için anlamı çok büyük. İnsan ellisine doğru yürürken başlangıç yapmak zordur. Ama imkânsız da değildir. Beni layık gördüğünüz bu ödül bunun kanıtı. Bu ödül benim başlangıcım olacak. Ben Gülhane Park’ında bir ceviz ağacıydım, sonunda birileri bunu fark etti. Evet, yüzlerce ağacın arasından beni fark ettiler. Teşekkürler, teşekkürler” Alkışlar… Mutluluk gözyaşlarım yanağımdan süzülüyor. Tam buraya çizgi filmlerde ki hezimet müziği istiyorum. Yönetmenim duydun mu? Yukarıdaki olay tamamen benim hayalim. Gerçekleşmedi. Hâlbuki elimden geleni yapmış, evrene güzel mesajlar yollamış, tanrıdan da tüm kalbimle yardım etmesini dilemiştim. Ne o?! Yıkılacağımı mı sandınız ? Vaz mı geçmeliydim? Ben sizin beni takdir etmenizi çok mu önemsiyorum? Peki, tamam, önemsiyorum. Farkında olduğumdan daha çok önemsiyormuşum. İsmimin kazananlar listesinde olmadığını görünce yıkıldım. Boğazım kurudu, bir an vazgeçtim her şeyden. Vazgeçmeyeceğim. Elimde kalan son umut bu, yazmak. Üstelik zamanla ölmesi mümkün olmayan bir umut bu. Güneş benim için her gün yeniden yeniden doğacak. Artık genç değilim. Gelecek, yollar, seçimler bu kelimeler hayatımdan yavaş yavaş çıkıyorlar. On dokuz yaşında, güzel bir Mayıs günü, Taksim’de ki parkın banklarından birinde otururken, içimde kaynaşan onlarca umudun çığlığını bir daha duyabilir miyim? Umut, ne çok severim bu kelimeyi. Menopoza girdim umut. Kendi umutlarımı doğuramam artık. İçimde kaynaştığınız o günler çok geride kaldı. Size iyi bakamadım, büyütemedim sizi. Şimdi bir menopoz umudum var: YAZMAK. Korkma umut seni kaybetmeyeceğim. Eskisi gibi toy değilim artık. Çok iyi bakacağım sana, sen benim içimi yeniden kıpırdattın, güneşimi geri getirdin. Tamda şimdi, bu gün haykırmak istiyorum. “ Benim bir UMUDUM var.” Samimiyetle yazacağım. Gerçekten samimi olmayı başarabilen bir insanın duyguları, düşünceleri ne kadar basit olursa olsun onunla alay edilemez, küçümsenemez. Samimiyetin daha aşağısı olamaz. Başlangıç yapıyorum dostlar. Tek bir okuyucum olsa bile fark etmez. O okuyucuyu bulmak çok zaman alsa da fark etmez. Beklerim. Şu güzel dizelerle çağırıyorum seni. “Gel,gel, ne olursan ol yine gel, İster kafir, ister mecusi, İster puta tapan ol yine gel, Bizim dergahımız, ümitsizlik dergahı değildir, Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel…” KASIM 2018

One Comment on “ALT TARAFI

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: