Gecenin en karanlık anında, derin uykudayken bir sesle uyandım;  “Öykücü!”  Gözlerimi açmak istedim ama açamadım, hareket de edemiyordum. Birisi odamda dolaşıyordu. Nefes alış verişini duyabiliyordum. Başucuma yaklaştı; “Öykücü! Benim öykümü de yazmalısın.” Öykücü? Ben miyim o? Ne zaman oldum? Oldum mu? Soramıyorum, kaskatıyım.

“Anneannem tam 87 yaşında. Yalnız yaşıyor. Kendine özgü şen kahkahaları var, hayata bağlı. Benim bestelerimi tüm dünyayla birlikte duyabilmeyi hayal ediyordu. Ben, 19 yıl, 2 ay, 4 gün yaşayabildim. Hiç tanımadığım insanlar… İnsanlar? İnsan mıydı onlar? Biliyor musun öykücü, ben küçükken en çok hain kurttan korkardım. Hani şu kırmızı başlıklı kızı yutan kurttan.

Hayattayken yaşadıklarım, 19 yıl, 2 ay, 4 günlük kısmı, hiçbir öyküye konu olmaya değmezdi. Ben ölümümle, ölüm şeklimle senin öykülerine konu olabilirim. Beni çok seven birer anne ve babaya sahiptim. Beni ellerinden geldiği kadar iyi yetiştirdiler. Altı yaşından itibaren piyano dersleri aldım. Müziği çok sevdim, o da beni sevdi. Hayalimdi, tüm dünya beni müziğimle sevecekti. Kimin ne hakkı vardı beni zamansız, bu dünyanın dışına atmaya.

Duydunuz, hepiniz duydunuz, haber oldum ben. Tüh dediniz, vah dediniz. Katillerime lanetler ettiniz. Sonra unuttunuz beni.

Biliyor musun öykücü; ben daha âşık olmamıştım.  Âşık olacaktım, aşk acısı çekecektim. Bu acıya bestelerimi saracaktım.  NEDEN? NEDEN?

Söylemiş miydim? Benim anneannem tam 87 yaşında. Yalnız yaşıyor. Kendine özgü şen kahkahalarını hala atabiliyor. Bana inanıyor. Bestelerimi tüm dünyayla birlikte duymayı umut ediyor. Duyamayacak ama ben ölüyüm. Korkunç bir cinayete kurban gittim. Katillerimi hiç tanımıyorum. Katillerim, iki kişi… Hiçbir şey yapmadım ben onlara. NEDEN? NEDEN?

Şehir dışında okuyacağım ben dedim. Büyük şehirde… Çok inatçıyım. İkna ettim onları. Annem çok ağladı, beni bırakıp dönerken. Şimdi hala ağlıyordur. Babamı suçluyordur belki de. Babam desteklemişti beni, annemi o ikna etmişti. Kızına güveniyordu babam. Ben suçlu muyum? Giydiğim pantolon çok mu dardı acaba? Üstümdeki montu sezon sonundan yeni almıştım, ilk giyişimdi. Kısaydı montum. 19 yıl, 2 ay, 4 gün… Dördüncü gün… NEDEN? NEDEN?

Bir insan, hiç tanımadığı, ona hiç zararı dokunmayan başka bir insanı neden… Sanırım bir belgeselde duymuştum ya da filmde; kurtlar çok aç kalırlarsa, yiyecek bir şey bulamazlarsa, sürüdeki en zayıf yavruyu yerlermiş. Bu bir ayin gibi olmalı, ilk darbeyi kim vuracak? Düşünemiyorum. Gözümün önünde kurtlardan oluşan bir halka, ortada zavallı yavru, kurtlar dönüyorlar yavrunun etrafında. Ben dokuz yaşına kadar çok hasta olurmuşum. Çok zayıf bir çocukmuşum. Ama biz insanız. İnsan? İnsanın bir tanımı var mı öykücü? Gerçek bir tanım diyorum. O tanımın içine beni bu hayattan koparanları da koymalısın. Bak, benim tanımımı beğenecek misin: Yemini, suyunu yeteri kadar temin ediyorsa, çağın gerektirdiği konfordan yoksun değilse, cinsel ihtiyaçlarını karşılayabiliyorsa zararsız bir canlıdır. İyidir, hoştur, merhametlidir. Kaybedecek şeyleri ne kadar çoksa o kadar insandır insan. Ama bunlardan yoksunsa, kaybedecek bir şeyi yoksa dünyanın en tehlikeli canlısı olabilir. Uzak durmakta fayda var. Nasıl buldun bu tanımı?

Sana anneannemden bahsetmiş miydim? Etmiştim tabi, 87 yaşında. Ben en çok anneanneme benziyorum. Onun kadar uzun yaşar mıydım sence? Bunu hiç bilemeyeceğim, kimse bilemeyecek. 19 yıl, 2 ay 4 gün sürdü yaşamım. Yaşamak istiyordum. Haksızlık bu!  Haksızlık! Umutlarım öldü, hayallerim öldü. NEDEN? NEDEN?

Akşam karanlığı, eve doğru yürüyordum. Dalgındım. Yok, aslında aklımda bir melodi vardı. Hatırlamıyorum, hüzünlü bir şeydi. Eve varır varmaz notaya dökecektim onu. Hüzünlüydü. Evet, hüzünlüydü. Sanki birazdan yaşayacağım korkunç şeye… Ölüm marşı. Ah, keşke hatırlayabilseydim. Hatırlamıyorum, hiçbir şey hatırlamıyorum. Gözlerimi köhne bir evde açtım. Üşüyordum, çıplaktım, canım yanıyordu, çok canım yanıyordu. Ayağa kalkmak istedim, yer ayaklarımın altından kaydı. Gördüm onları, katillerimi. Alkol… Çok şişe vardı. Bağırdım, avazımın çıktığı kadar bağırdım.  Ben bağırdıkça onlar güldüler. Anladım, beni kimse duyamazdı. O, katledilmeyi bekleyen kurt yavrusu gibiydim, çaresiz. ( Kalemim kırıldı, kalemlerimiz kırıldı. Üzgünüm, çok üzgünüm. Yazamıyorum.)

Benim öykümü yazar mısın öykücü? Adım Azra. Şey de: Azra bu dünya da sadece 19 yıl, 2 ay, 4 gün yaşadı. Hayatının son gününde bir öykü kahramanı olmaya hak kazandı. Ama o yaşamak istiyordu, uzun yaşamak, anneannesi gibi. Hayatını daha önce hiç tanımadığı iki insan aldı. Nedenini bilmiyor. O en çok da bunu merak ediyor; NEDEN? Bir de öykünün adı Kaybolan Kadınlar: Azra olsun. Ben kadın sayılır mıyım öykücü?”

Geldiği gibi gitti, hissettim. Neden sonra kendime geldim. Gözlerimi açtım ama yerimden kalkamadım bir süre. Kanım donmuştu sanki, yeniden akışkan hale geçerken vücudum karıncalanıyordu. Hava yeni yeni aydınlanıyordu. İçim çok karanlıktı. Hareket yeteneğimi kazanır kazanmaz, kızlarıma bakmaya gittim; mışıl mışıl uyuyorlardı.  Azra gibi avazımın çıktığı kadar bağırmak istedim o an: NEDEN?

 

ÖYKÜCÜNÜN NOTU: Beni diğer taraftan takip etmenizden gurur duydum. Ama lütfen başka öyküsünü yazdırmak isteyen olursa, benden daha yetkin, daha cesur birini tercih etsin. Anlayışınız için teşekkür ederim.

Ödülümü almak için, sahneden adım anons ediliyor. Alkışlar eşliğinde çıkıyorum. Birinci olmuşum. Ne heyecan, ne mutluluk. Başlangıç yapıyorum. “Bu ödülün benim için anlamı çok büyük. İnsan ellisine doğru yürürken başlangıç yapmak zordur. Ama imkânsız da değildir. Beni layık gördüğünüz bu ödül bunun kanıtı. Bu ödül benim başlangıcım olacak. Ben Gülhane Park’ında bir ceviz ağacıydım, sonunda birileri bunu fark etti. Evet, yüzlerce ağacın arasından beni fark ettiler. Teşekkürler, teşekkürler” Alkışlar… Mutluluk gözyaşlarım yanağımdan süzülüyor. Tam buraya çizgi filmlerde ki hezimet müziği istiyorum. Yönetmenim duydun mu? Yukarıdaki olay tamamen benim hayalim. Gerçekleşmedi. Hâlbuki elimden geleni yapmış, evrene güzel mesajlar yollamış, tanrıdan da tüm kalbimle yardım etmesini dilemiştim. Ne o?! Yıkılacağımı mı sandınız ? Vaz mı geçmeliydim? Ben sizin beni takdir etmenizi çok mu önemsiyorum? Peki, tamam, önemsiyorum. Farkında olduğumdan daha çok önemsiyormuşum. İsmimin kazananlar listesinde olmadığını görünce yıkıldım. Boğazım kurudu, bir an vazgeçtim her şeyden. Vazgeçmeyeceğim. Elimde kalan son umut bu, yazmak. Üstelik zamanla ölmesi mümkün olmayan bir umut bu. Güneş benim için her gün yeniden yeniden doğacak. Artık genç değilim. Gelecek, yollar, seçimler bu kelimeler hayatımdan yavaş yavaş çıkıyorlar. On dokuz yaşında, güzel bir Mayıs günü, Taksim’de ki parkın banklarından birinde otururken, içimde kaynaşan onlarca umudun çığlığını bir daha duyabilir miyim? Umut, ne çok severim bu kelimeyi. Menopoza girdim umut. Kendi umutlarımı doğuramam artık. İçimde kaynaştığınız o günler çok geride kaldı. Size iyi bakamadım, büyütemedim sizi. Şimdi bir menopoz umudum var: YAZMAK. Korkma umut seni kaybetmeyeceğim. Eskisi gibi toy değilim artık. Çok iyi bakacağım sana, sen benim içimi yeniden kıpırdattın, güneşimi geri getirdin. Tamda şimdi, bu gün haykırmak istiyorum. “ Benim bir UMUDUM var.” Samimiyetle yazacağım. Gerçekten samimi olmayı başarabilen bir insanın duyguları, düşünceleri ne kadar basit olursa olsun onunla alay edilemez, küçümsenemez. Samimiyetin daha aşağısı olamaz. Başlangıç yapıyorum dostlar. Tek bir okuyucum olsa bile fark etmez. O okuyucuyu bulmak çok zaman alsa da fark etmez. Beklerim. Şu güzel dizelerle çağırıyorum seni. “Gel,gel, ne olursan ol yine gel, İster kafir, ister mecusi, İster puta tapan ol yine gel, Bizim dergahımız, ümitsizlik dergahı değildir, Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel…” KASIM 2018

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: