NUMUNE

“Senin gibisi zor bulunur abi. Numunesin sen, numune.” Tanıdığı tanımadığı herkes buna benzer şeyler söylüyordu. Tanımayan da kalmamıştı ya; tüm televizyonlar, gazeteler, sosyal medya bu olayı milli mesele haline getirmişlerdi. Olayın üstünden iki yıl geçmesine rağmen hala unutulmamıştı. Zaten herkes unutsa evdekiler unutur muydu? Kimsenin başına gelmeyen, gelmesi imkânsız bir olaydı, Emin Kazmacı’nın başına gelenler. Bir filmde Şener Şen büyük ikramiye çıkan bileti sonunda yırtıyordu. Emin bu filmi sırf bu yüzden ikinciye seyretmemişti. Mutlu bitmeliydi bir film. O filmin kahramanı gerçek hayatta olsaydı enayinin kibarcası, numune olurdu. Gerçekte kim yırtardı büyük ikramiye çıkan bileti.

Pietro Geovani; 46 yıl önce ABD’de bir banka soygunu sırasında, aldığı kurşun yarası sonucu hayatını kaybeden İtalyan asıllı soyguncu. Emin Kazmacı;  45 yaşında, Artvin’in küçük ilçelerinden birinin köyünde doğmuş, belediye otobüsü şoförü, üç çocuklu, muhafazakâr bir adam. Bu iki adamın hiçbir ortak noktası yoktu. Olamazdı. Ama birileri bunun tam tersini söylüyordu.

“Emin Bey reenkarnasyonla ilgili ne biliyorsunuz?” Emin şaşkındı. Hareket amirliğinde kendisini arayan üç adamdan tek Türkçe bileni soruyordu.  Reenkarnasyon mu? Adamlar daha gitmeden tüm şehir olayı öğrenmişti bile. İşin içinde 10 milyon dolarlık bir servet söz konusuydu.

ABD’de 1972 yılının başlarında büyük bir banka soygununu başarıyla yapan iki arkadaştan biri kaçarken sağ şakağından bir kurşun yemiş ama ölmeden kaçmayı başarmıştı. Yakalanma korkusuyla arkadaşını bir hastaneye götürmeyen Felicio Cristiana adındaki soyguncu arkadaşının acılar içinde can vermesini izlemek zorunda kalmıştı. Tüm ganimetin üstüne konan Felicio yıllarca bu vicdan azabıyla bir cehennem hayatı yaşamıştı.  Onun bu vicdani rahatsızlığını bilen dostlarından biri reenkarnasyondan söz edince, Felicio son on yılını dostu Pietro’nun yeniden hayat bulduğu kişiyi aramaya koyulmuştu. Bu konuda bilgi sahibi olan yüzlerce insan tüm dünyada Pietro’yu bulmak için seferber olmuştu. Çok ince araştırmalar sonucu Emin Kazmacı’nın Facebook hesabındaki fotoğraflarında sağ şakağındaki doğum lekesini ve doğum tarihinin Piedro’nun ölüm tarihiyle uyuşmasını da baz alarak onun Pietro olması ihtimalinin güçlü olduğu kanısına varmışlardı. Eğer Emin Kazmacı da kabul ederse ABD’de bir takım testlerden geçirilecek ve sonuç olumlu olursa Felicio Cristiana’yı da affettiğini söyleyerek, 10 milyon dolarlık bir nakit paranın sahibi olacaktı.

Böylece Emin Kazmacı’nın sakin ve sorunsuz yaşamı alt üst olmuştu. Yerel basında çıkan haberler çok geçmeden ulusal basına da sıçramış ve Emin Kazmacı gözlerine far tutulmuş tavşan gibi ne yapacağını bilemez hale gelmişti. Herkes, özellikle de yakın akrabalar onun ne yapacağını merak ediyordu. 10 milyon dolar insanın aklını karıştıracak bir rakamdı. Ama kimseye söyleyemediği şey; sağ şakağındaki lekenin bir doğum lekesi olmadığı ve doğum tarihinin nüfusta yazılı tarihle uyuşmamasıydı. Gerçek doğum tarihini kendisi de bilmiyordu ama o doğduğunda kar yolları kapattığı için şehre inilemiyormuş. Sonrada bu önemsiz ayrıntı ilkokul kayıt zamanına kadar unutulmuş ve o dönemde aşağı yukarı bir tarihle kayıt yaptırılmıştı.  Ev halkı da dâhil tüm yurtta öyle bir heyecan rüzgârı esiyordu ki araya girip bu gerçekleri söylemek hiç kolay değildi. Düne kadar ölmeden önce hacca gitmekten başka bir isteği olmayan karısının yeni isteği ölmeden önce bir dünya turu yapmak olarak değişmişti. Halinden hiç yakınmayan kadın bu çilekeş hayatlarının son bulacağına inanıyor, yaptığı her işin ardından yakınıyordu: “Of belim koptu, dizlerim uyuştu.” Tüm aile fertlerinin yaşamdan beklentileri, hayalleri mikroskobik boyutlarından hızla devleşmeye başlamıştı. Büyük kızının inşaat işçisi kocası müteahhitliğe soyunmuştu. Yapmayı planladığı ultra lüks sitenin kral dairesinde kayınpederi oturacaktı. Belediyede temizlik personeli olan oğlu önümüzdeki seçimlerde belediye başkanı olmayı düşünüyordu.  Ama öncelik babasınındı, eğer babası başkan olmak isterse kendisi bir dört yıl beklemeyi göze alabilirdi. Üniversite sınavına hazırlanması gereken küçük oğlu bunu bırakmış, İstanbul’da gideceği özel üniversiteyi ve bölümü çoktan seçmiş, alınacak rezidans daire ve son model araba konusunda karar vermek işiyle meşguldü. Herkes, hatta Türkiye, Emin Kazmacı sayesinde refaha erecekti. Şimdi Emin Kazmacı’nın çıkıp da; “Bu doğum lekesi değil kardeşim,  iki üç aylıkken anam beni sırtına sarmış oduna gitmiş. İşte, topladığı o odunlardan biri, Allah korumuş da, gözümü sıyırıp sağ şakağımı derince yırtmış. Doğum tarihimde nüfus memurunun o günkü ruh halinin eseri. Zira kış aylarında doğduğum gerçeği, nüfus memurunun iyi gününe denk gelerek, Haziran ayının ortasına kaymış.” demesi artık çok zordu.

Bu fani dünyada en çok korktuğu şeyler kul hakkı ve haram yemekti. Cemaati olduğu cami imamı Ethem hoca da Cuma vaazlarında en çok bu konunun üstünde dururdu. Ama tek dayanağı Ethem hoca bile bir kâfirden alınıp ülkemize getirilecek bu paranın haram olmayacağını, hatta bu parayla yapılacak hayır işlerinin, burada yıllardır süren cami inşaatının bitirilmesi için yapılacak hatırı sayılır bir bağış çok iyi olurdu, paranın üstündeki tüm olumsuzlukları da sileceğini söylemişti. O paranın zaten çalıntı bir para olması da Felicio’nun meselesiydi.

Sanki adamlar çuvallarla parayı kapıya getirmiş de Emin Kazmacı geri çeviriyor. Ne malum şu testlerden geçeceği. Neyse ki çoluk çocuk, eş dost Emin’den önce düşünüyorlardı her şeyi.  Biraz İtalyanca bilmesi iyi olurdu. Ayrıca gizlice eve sokulan uzmanlar yapılacak testlerle ilgili tahminleri ölçüsünde Emin Kazmacı’yı bilgilendiriyorlardı. “En yetenekli olduğunuzu düşündüğünüz konu nedir?” Sorusuna hiç düşünmeden en uzağa işemek diye cevap verse… Küçükken köyde yaptıkları yarışlarda hep Emin birinci olurdu. Başka da bir yetenek aklına gelmiyordu. “Bakın Emin Bey muhtemelen size bir takım resimler, eşyalar gösterecekler ve bunlar arasında bir seçim yapmanızı isteyecekler. Bu durumda şu Pietro’nun nasıl bir adam olduğunu, nasıl bir hayat yaşadığını biraz da olsa bilseydik çok iyi olurdu ama adamla ilgili hiç bir bilgiye ulaşamadık. Yine de bu adamın bir soyguncu olduğunu biliyoruz. O dönem ABD’de yaşayan İtalyan ailelerin hayatlarını araştırdım. Buradan hareketle tahmini bir kişilik profili oluşturdum.” Tahmini Pietro ile ilgili her şeyi ezberlemesi, biraz da İtalyanca öğrenmesi yeterli olacaktı. Zaman kısıtlıydı, onu ABD’ye götürmek için gelen adamlar iki hafta süre tanımışlardı. “Hadi baba, kurtar beni Felicio de bakalım. Sonra da, seni affediyorum Felicio demeyi öğreneceğiz.” Emin’in telaffuzunu bir türlü beğenmeyen İtalyanca öğretmeninin istediği sonucu alması imkansız gibiydi. Herkes Emin Kazmacı’dan bıçkın bir İtalyan delikanlısı çıkarmak için seferber olmuştu. Arada çatlak sesler de çıkmıyor değildi; “Abi şu yaşlı adamın Felini mi, Feredico mu neyse, bir de elini hürmetle öptün mü, adamın içinin yağlarını eritirsin valla.” Emin’e kalmadan hemen birisi cevabı veriyordu; “Bu kadar para için adamın eli değil götü bile öpülür ama bu bizi kurtarmaz, biz Pietro kardeş ne yapardı ona odaklanalım.”

Emin Kazmacı’nın tek isteği normal hayatına geri dönmekti. Keşke olaylar bu kadar büyümeden, kimse duymadan, daha ilk günden tüm gerçeği söylemiş olsaydı. Elindeki uçak biletine baktı ve bir karar verdi. Şener Şen’in yaptığı şeyi yapacaktı, hem de tüm Türkiye’nin gözü önünde. “Şu reenkarnasyon olayına hiç inanmıyorum. Zaten bizim dinimizde böyle bir saçmalığın yeri de yok. Benim bu güne kadar kursağımdan haram tek lokma geçmedi, bundan sonra da geçmeyecek.” Bu etkili konuşmanın arkasından yırtılan bilet de noktayı koymuştu. Numunelik davranış.

 

 

 

Ödülümü almak için, sahneden adım anons ediliyor. Alkışlar eşliğinde çıkıyorum. Birinci olmuşum. Ne heyecan, ne mutluluk. Başlangıç yapıyorum. “Bu ödülün benim için anlamı çok büyük. İnsan ellisine doğru yürürken başlangıç yapmak zordur. Ama imkânsız da değildir. Beni layık gördüğünüz bu ödül bunun kanıtı. Bu ödül benim başlangıcım olacak. Ben Gülhane Park’ında bir ceviz ağacıydım, sonunda birileri bunu fark etti. Evet, yüzlerce ağacın arasından beni fark ettiler. Teşekkürler, teşekkürler” Alkışlar… Mutluluk gözyaşlarım yanağımdan süzülüyor. Tam buraya çizgi filmlerde ki hezimet müziği istiyorum. Yönetmenim duydun mu? Yukarıdaki olay tamamen benim hayalim. Gerçekleşmedi. Hâlbuki elimden geleni yapmış, evrene güzel mesajlar yollamış, tanrıdan da tüm kalbimle yardım etmesini dilemiştim. Ne o?! Yıkılacağımı mı sandınız ? Vaz mı geçmeliydim? Ben sizin beni takdir etmenizi çok mu önemsiyorum? Peki, tamam, önemsiyorum. Farkında olduğumdan daha çok önemsiyormuşum. İsmimin kazananlar listesinde olmadığını görünce yıkıldım. Boğazım kurudu, bir an vazgeçtim her şeyden. Vazgeçmeyeceğim. Elimde kalan son umut bu, yazmak. Üstelik zamanla ölmesi mümkün olmayan bir umut bu. Güneş benim için her gün yeniden yeniden doğacak. Artık genç değilim. Gelecek, yollar, seçimler bu kelimeler hayatımdan yavaş yavaş çıkıyorlar. On dokuz yaşında, güzel bir Mayıs günü, Taksim’de ki parkın banklarından birinde otururken, içimde kaynaşan onlarca umudun çığlığını bir daha duyabilir miyim? Umut, ne çok severim bu kelimeyi. Menopoza girdim umut. Kendi umutlarımı doğuramam artık. İçimde kaynaştığınız o günler çok geride kaldı. Size iyi bakamadım, büyütemedim sizi. Şimdi bir menopoz umudum var: YAZMAK. Korkma umut seni kaybetmeyeceğim. Eskisi gibi toy değilim artık. Çok iyi bakacağım sana, sen benim içimi yeniden kıpırdattın, güneşimi geri getirdin. Tamda şimdi, bu gün haykırmak istiyorum. “ Benim bir UMUDUM var.” Samimiyetle yazacağım. Gerçekten samimi olmayı başarabilen bir insanın duyguları, düşünceleri ne kadar basit olursa olsun onunla alay edilemez, küçümsenemez. Samimiyetin daha aşağısı olamaz. Başlangıç yapıyorum dostlar. Tek bir okuyucum olsa bile fark etmez. O okuyucuyu bulmak çok zaman alsa da fark etmez. Beklerim. Şu güzel dizelerle çağırıyorum seni. “Gel,gel, ne olursan ol yine gel, İster kafir, ister mecusi, İster puta tapan ol yine gel, Bizim dergahımız, ümitsizlik dergahı değildir, Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel…” KASIM 2018

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: