Komiser Kemal defalarca izlemişti bu görüntüleri, bir türlü bir anlam veremiyordu. Kocasının evde olmadığı bir gece iki çocuklu bir kadının evine giren iki azılı suçludan biri – ki bunlar uyuşturucu bağımlısı, hırsızlık ve tecavüzden sabıkalıydılar- kadının boğazına bıçak dayamışken vazgeçiyor ve bir anda önce arkadaşını sonra da kendini bu bıçakla delik deşik ediyordu. Tüm bunlar olurken yatakta baygın yatan kadın iki sabıkalının yere yığılmasının ardından yataktan doğruluyor ve yerde yatan adamların üstünden atlayarak odadan çıkıyordu.” Çok soğukkanlı, hiç şaşırmış gibi görünmüyor,” dedi Kemal. Görüntüleri birlikte izledikleri arkadaşı Kemal’in bu olaya neden bu kadar takıldığını anlamıyordu. Tüm olay evin her yerine döşenmiş dadı kameraları tarafından kayıt edilmişti. “Bu adamlar uyuşturucu bağımlısı Kemal. Bence öküz altında buzağı arıyorsun,” dedi.“Otopsi sonucunda adamların kanında uyuşturucu çıkmadı. Buna ne diyeceksin?”dedi Kemal ve görüntüyü başa aldı.  Adam kadının üstündedir, elinde bıçak. “Şimdi dikkatli izle adama bak bir anda şaşkınlaşıyor. Ellerine vücuduna bakıyor. O sırada kadın baygın. Ama adam kadının bayılması için hiçbir şey yapmadı.” Biraz daha başa aldı görüntüyü. “Bak şurada üçü de aynı anda başlarını kapıya çeviriyorlar. Çocuklar uyandı bence. Kadının yüzüne bak dehşet içinde ve hop bayılıyor. Şaşkınlık sırası kadının üstündeki adama geçiyor. Adam üstünden şaşkınlığını atıyor bu sırada odayı dağıtan adam kapıya yöneliyor. Bizim adam yetişip arkadaşını içeri çekiyor ve kapıyı kilitliyor sonra bıçağı arkadaşının göğsüne saplıyor, tam dört kez. Buraya dikkat adam bıçağı kendine saplıyor, yüzüne bak acıyı hissetmiyor bence.” Kemal sandalyeye yaslandı ve arkadaşının yorumunu duymayı bekledi.“Evet, kabul ediyorum, biraz garip. Ama yine de nereye varmak istediğini anlayamadım. Nasıl olduysa oldu, Nevin Hanım Allah’ın sevgili kuluymuş. Dosyayı kapat bence, bir haftadır bu görüntüleri izliyorsun, vazgeç,” dedi arkadaşı.

Kemal vazgeçecekti ama önce Nevin Hanım’la son bir kez daha konuşacaktı. Bu görüşme resmi olmamalıydı. Hissediyordu, Nevin Hanım’ın sakladığı bir şeyler vardı. Nevin Hanım’ı arayıp evlerinin yakınındaki bir kafeteryada kahve içmeyi önerdi. Kadın tedirgin olmuştu. Kemal dosyayı kapatmadan önce cevap almak istediği birkaç ufak tefek sorusu olduğunu söyledi.

Nevin korkuyordu. Yaşadığı şeyler inanılır gibi değildi. Kimseye, kocasına bile söyleyememişti. Zaten söylese de inanmazdı, deli olduğunu düşünürdü. İçindeki suçluluk duygusunu bastıran bir özgüven patlaması yaşıyordu. İki insanı, onlara insan demek ne kadar doğruysa, öldürmüştü.

Çocukken uyumak için can atardı, uykusunda uçmak çok keyifliydi. Bunun rüya olduğunu sanıyordu. Hala pek emin değildi. Bir keresinde, kanepede uyuya kaldığı bir gece kendisini seyretmişti. Lohusalık dönemiydi, doğru dürüst uyuyamıyordu, bunu da bu uykusuzluğun sonucu olarak değerlendirmişti. Ama o gece o adamların kızlarına zarar vereceği fikri onu çıldırtmıştı. Nasıl yaptı? Bir daha yapabilir miydi? Hiçbir fikri yoktu. O an o adamın içine girmişti. Adamın korkunç kişiliğini açık seçik görmüştü. Öfkesi tavan yapmıştı. Tekrar kendi bedenine dönebileceğinden emin olmadan o adamları gözünü kırpmadan öldürmüştü. Suçlu sayılır mıydı? Şu komiser bir şeylerden şüpheleniyor olmalıydı.

“Nevin Hanım sizi görmek istedim çünkü açıklayamadığım, beni rahatsız eden bazı şeyler var. Kamera kayıtlarınızı detaylı biçimde inceledim. Mesela neden bayıldığınızı bir türlü anlayamadım,” dedi Kemal.

Nevin ne söyleyeceğini bilmiyordu, birkaç saniye Kemal’in yüzüne baktı. “Korkudan olabilir. Bilmiyorum. Çocukların bana seslendiğini duydum.” Susmuştu bu açıklamanın yeterli olacağını düşünüyordu. Bir yanı yaşadığı bu deneyimi birilerine anlatmayı çok istiyordu. Ama bu bir polis olamazdı herhalde.

“Nevin Hanım kayıtları izlerken tuhaf görünen çok şey vardı. Bir insan kendisini nasıl bu şekilde katleder? Neden?”

Nevin dudağını büktü, “Bilmiyorum.”

Kemal arkasına yaslanıp cevap alabileceği bir soru sordu, “Peki uyandığınızda odanızın ortasında, kan gölünün içinde yatan insanlar karşısında nasıl o kadar soğukkanlı olabildiniz? Defalarca izledim korku değil, şaşkınlık belirtisi bile göstermiyorsunuz.”

Nevin sinirlenmişti karşısındaki bu adam o iki cani için gözyaşı dökmesini mi bekliyordu?

“Kemal Bey sizce nasıl bir tepki vermeliydim?” dedi.  Öfkesi sesine yansımıştı. Kemal bu şekilde bir şey öğrenemeyeceğini anlamıştı. Nevin bir şey saklıyordu, bundan emindi.

“Bakın Nevin Hanım bu dosya kapanacak zaten. Bu konuşma da tamamen aramızda kalacak bundan emin olabilirsiniz. Şahsi bir merak benimki. O odada tuhaf bir şeyler oldu ve siz bu konuda bir şeyler biliyorsunuz. Lütfen bildiklerinizi benimle paylaşın.”

Nevin çok kararsız kalmıştı ve birine anlatmalıydı. “Anlatsam da inanmazsınız. Benim deli olduğumu düşünebilirsiniz,” dedi. Kemal heyecanlanmıştı, “Lütfen ne biliyorsanız anlatın, sizi anlayacak biri varsa o da benim.”

Nevin tam konuşmak için ağzını açmıştı ki Kemal, “NEVER!” diye bağırdı. Nevin şaşkındı, Kemal’in bakışları değişmişti. “Do you speak English?” dedi Kemal. Nevin şaşkındı, “Kemal Bey ne oluyor?” dedi. Kemal bu kez yerinden kalkıp daha öfkeli bağırdı; “Do you speak English?” Nevin korkarak, “Yes!” diyebildi. Eliyle de biraz anlamına gelen bir işaret yaptı. Kemal yerine oturdu, “Don’t talk to anyone. Do you understand?” Nevin, “Yes yes,” dedi. Şaşkındı. Kemal  biraz rahatlamıştı, “I’ll tell you everything tonight. Don’t talk to anyone and wait. See you tonight,” dedi. Nevin başını sallıyordu. Bu son cümleden sonra Kemal sandalyeden yere düştü ve kusmaya başladı, yerinden kalkmaya çalışıyor ama başaramıyordu. Kefedeki insanlardan bazıları yardıma koştu. Çağrılan ambulans gelene kadar bekledi Nevin, sonra eve koştu ve geceyi beklemeye başladı.

Bu gece bazı cevapları olacaktı. İngilizcesi daha iyi olsaydı keşke. Korkuyordu ve heyecanlıydı. Kocası ve çocuklar uyuduğunda salona gidip beklemeye başladı. Hiçbir şey olmuyordu. Sanki pencereden gelecek birini bekliyormuş gibi camın önünden ayrılamıyordu. Nasıl gelecekti acaba? Bugün kafede olanlar neydi? Ne demişti, “Kimseyle konuşma ve beni bekle, bu gece.” Beklemekten sıkıldı hiçbir şey olmuyordu, kanepeye uzandı. Neden sonra odanın içinde hareket halinde bir ışık fark etti. Işık ona doğru yönelince korkuyla geriye hamle yaptı. O sıra havada olduğunu anladı. Bedeni kanepede yatıyordu. Işık ona yaklaştı ve dokundu, “Korkma!” Işık konuşuyordu hem de anladığı dilden. Nevin, “Neler oluyor? Bu nasıl oldu?” dedi. Işık daha da sokuldu; “Sakin ol. Sen özgür bir ışıksın. Bunu daha önce fark etmemiş olman çok garip,” dedi. Nevin anlamaya çalışıyordu,” Özgür ışık mı? O da nedir?” Işık, Nevin’in ışığının içinden geçip kayboldu. Bir saniye bile sürmemişti bu birleşme ama Nevin tüm sorularının cevaplarını almıştı. Çok daha fazlası bile vardı. Oturup saatlerce konuşsalar bu kadar şeyi öğrenemezdi.

“Özgür ışıklar vücutlarından çıkabilirler, senin şu anda yaptığın gibi. İsterlerse başka bedenlere de girebilirler. Ama bu sakıncalıdır. Bunu yapmak zorunda kalırsan süreyi mümkün olduğunca kısa tutmalısın.”

“Biz şu anda konuşmuyoruz. Özgür Işıklar konuşmadan anlaşabilirler. Konuşmaya ihtiyaç duyan bedenlerimizdir. İçine girdiğin bedenin yeteneklerini kullanamazsın. O hangi dili konuşursa konuşsun, sen kendi konuşabildiğin dilden başka dil konuşamazsın. Benim dilim Almanca, biraz İngilizce de biliyorum. Bir bedendeyken anlaşmanın tek yolu konuşmaktır.”

“Defne, Güneş Tanrısı Apollo’dan kaçarken, yardım istediği toprak ana tarafından bir ağaca dönüştürülmüş güzeller güzeli bir kızdı. Defne ağacının yaprakları her mevsim yeşildir ve Defne’nin mis kokulu saçları gibi kokar.Hayatlarını özgür ışıkları yok etmeye adamış insanların kendilerini bizden korumak için kullandıkları özü içinde barındırır bu ağaç. Apollo, Güneş Tanrısı, belki de ilk özgür ruhlardan biridir.”

“Birileri Özgür ışıkları yok etmek, dünyayı onlardan temizlemek istiyor. Kendini deşifre edecek her şeyden uzak durmalısın.”

“Çünkü biz onlar için tehlikeliyiz. Düşün bir kere, istediğin insanın bedenini ele geçirebiliyorsun. Bununla neler yapılmaz? İnsanları birer kukla gibi oynatabilirsin. Eskiden bir Özgür Işık önemli bir dünya liderinin bedenini kullanarak kendince iyi bir şeyler yapmak istemişti. Hemen dikkat çekti ve bu onun sonu oldu.”

“Özgür Işıkların peşindekiler, kendilerini ve önemli insanları defne ağacının özüyle koruma altına alırlar. Düzenli aralıklarla vücutlarına bu özden giren hiçbir insanın bedeni işgal edilemez.”

“Bedenin çok önemli, onun her zaman güvende olduğuna emin ol. Nasıl ki cep telefonunu şarj etmen gerekiyorsa, ışığını da şarj etmelisin ve bedenin olmazsa bunu yapamazsın. Bir ışığı başka bir bedenle şarj etmek mümkün değildir, bunu ancak kendi bedeninle yapabilirsin.  Başka bir bedende gereğinden uzun kalırsan, o bedenin kendi ışığının saldırısına uğrarsın.”

Hiç kimseye güvenmemeliydi. Bugün az kalsın Komiser Kemal’e her şeyi anlatacaktı. Bedeni işgal edilebildiğine göre onun bir şeyden haberi yoktu. Onunki gerçek bir meraktı. O görüntülerden kurtulmalıydı. Bunun için Kemal’in vücudunu kullanacaktı.  Kendileri için tehlikeli insanları tanımanın bir yolu olmalıydı.

“Tanıyamazsın. Bu yüzden hep çok dikkatli olmalısın. Önceleri ışık halindeyken bizi göremiyorlardı. Çıplak göz bizim ışığımızı göremez. Teknoloji ilerleyince işleri çok kolaylaştı. Bir takım özel kameralar sayesinde artık görünmez olmaktan çıktık. Kimseye güvenme, bir beden kullanman gerekiyorsa yalnız kişileri tercih et.”

Işığını istediği an özgür bırakmak Nevin için henüz zordu. “ Merak etme, zamanla parmağındaki yüzüğü çıkarıp takmak kadar kolay hale gelecek,” demişti.

” Bedenini gevşet, sal kendini, uykudaymışsın gibi ve zıpla. Yapacağın egzersizler zamanla bu konuda ustalaşmanı sağlayacaktır.”

İki insanı öldürmüştü Nevin. Onlar korkunç insanlardı. Adamın bedenindeyken görmüştü, küçücük çocuklara yaptıkları çıldırtmıştı Nevin’i. Yine de bu kadar kolay insan öldürdüğü düşüncesi onu rahatsız ediyordu.

“Bir bedendeyken, o bedenin kendi ışık haznesine girdiğin için, onun ışığıyla iç içe geçersin bu da o insanla ilgili her şeyi görmeni sağlar.”

Bir insan gözünü açıp kapayana kadar Dünya’nın çevresini tam sekiz kez dolanabilirdi Nevin.  İstediği yere ışınlanabilirdi. Ama bugün kahvemi Paris’te içeyim diyemiyordu. Bunun için oradan birinin bedenini kullanmalıydı. Işıklar hacmi ve kütlesi olan hiçbir şeyi taşıyamazlardı.

“Kolayı var, kredi kartı limiti yüksek bir beden bul alışverişini yap ve kendi adresine postala. Dikkat çekme, bedeni kullanma süreni ayarla. Bedenler bu işgalden sonra bir takım geçici sorunlar yaşarlar; Mide bulantısı baş dönmesi. Ama hiçbir şey hatırlamazlar.”

Nevin onu ziyarete gelen ışığın neyin peşinde olduğunu da görmüştü, bedeni çok yaşlıydı ve ölmek üzereydi. Kendine yeni bir beden arıyordu, beyin ölümü gerçekleşmiş, genç bir beden. Beden ve ışık uyum sağlarsa, ışığı sönmüş bir bedene tutunmak mümkün olabiliyordu.

Korkuları azalmış, hep hissettiği özel olma duygusunun gerçek olduğunu öğrenmiş ve müthiş bir özgüven kazanmıştı Nevin. Yarın ilk iş Komiser Kemal’i ziyaret edecekti. Kemal’in bu ziyaretten haberi olmayacaktı tabi. Bedenini kısa bir süre işgal etmesi gerekecekti. Zavallı adam, üst üste yaşayacağı bu bulantı ve baş dönmeleri ciddi bir sağlık problemi olduğunu düşündürtecekti muhtemelen. Bu problem de hallolduktan sonra Özgür Işık olmanın keyfini sürebilirdi. Mesela bir uzay yolculuğu yapabilirdi.

“Uzayın derinliklerine sakın dalma. Kaybolursun ve zaman atlamaları yaşayabilirsin. Zaman atlaması çok ciddidir, döndüğün Dünya bıraktığın Dünya olmaz. Bedenin çoktan çürümüş, sevdiğin herkes ölmüş olabilir. Bedenden yoksun olunca da kısa süre içinde sönüp yok olursun.”

Bir hafta sonra okuduğu bir haber Nevin’in dikkatini çekti: “Fransa’da yedi yıldır bitkisel hayatta olan bir çocuk aniden uyandı. Çocuk Almanca konuşuyor, kendi ana dilini hiç bilmiyor. Uzmanlar bu olayı açıklamakta zorlanıyorlar.”

 

 

 

Ödülümü almak için, sahneden adım anons ediliyor. Alkışlar eşliğinde çıkıyorum. Birinci olmuşum. Ne heyecan, ne mutluluk. Başlangıç yapıyorum. “Bu ödülün benim için anlamı çok büyük. İnsan ellisine doğru yürürken başlangıç yapmak zordur. Ama imkânsız da değildir. Beni layık gördüğünüz bu ödül bunun kanıtı. Bu ödül benim başlangıcım olacak. Ben Gülhane Park’ında bir ceviz ağacıydım, sonunda birileri bunu fark etti. Evet, yüzlerce ağacın arasından beni fark ettiler. Teşekkürler, teşekkürler” Alkışlar… Mutluluk gözyaşlarım yanağımdan süzülüyor. Tam buraya çizgi filmlerde ki hezimet müziği istiyorum. Yönetmenim duydun mu? Yukarıdaki olay tamamen benim hayalim. Gerçekleşmedi. Hâlbuki elimden geleni yapmış, evrene güzel mesajlar yollamış, tanrıdan da tüm kalbimle yardım etmesini dilemiştim. Ne o?! Yıkılacağımı mı sandınız ? Vaz mı geçmeliydim? Ben sizin beni takdir etmenizi çok mu önemsiyorum? Peki, tamam, önemsiyorum. Farkında olduğumdan daha çok önemsiyormuşum. İsmimin kazananlar listesinde olmadığını görünce yıkıldım. Boğazım kurudu, bir an vazgeçtim her şeyden. Vazgeçmeyeceğim. Elimde kalan son umut bu, yazmak. Üstelik zamanla ölmesi mümkün olmayan bir umut bu. Güneş benim için her gün yeniden yeniden doğacak. Artık genç değilim. Gelecek, yollar, seçimler bu kelimeler hayatımdan yavaş yavaş çıkıyorlar. On dokuz yaşında, güzel bir Mayıs günü, Taksim’de ki parkın banklarından birinde otururken, içimde kaynaşan onlarca umudun çığlığını bir daha duyabilir miyim? Umut, ne çok severim bu kelimeyi. Menopoza girdim umut. Kendi umutlarımı doğuramam artık. İçimde kaynaştığınız o günler çok geride kaldı. Size iyi bakamadım, büyütemedim sizi. Şimdi bir menopoz umudum var: YAZMAK. Korkma umut seni kaybetmeyeceğim. Eskisi gibi toy değilim artık. Çok iyi bakacağım sana, sen benim içimi yeniden kıpırdattın, güneşimi geri getirdin. Tamda şimdi, bu gün haykırmak istiyorum. “ Benim bir UMUDUM var.” Samimiyetle yazacağım. Gerçekten samimi olmayı başarabilen bir insanın duyguları, düşünceleri ne kadar basit olursa olsun onunla alay edilemez, küçümsenemez. Samimiyetin daha aşağısı olamaz. Başlangıç yapıyorum dostlar. Tek bir okuyucum olsa bile fark etmez. O okuyucuyu bulmak çok zaman alsa da fark etmez. Beklerim. Şu güzel dizelerle çağırıyorum seni. “Gel,gel, ne olursan ol yine gel, İster kafir, ister mecusi, İster puta tapan ol yine gel, Bizim dergahımız, ümitsizlik dergahı değildir, Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel…” KASIM 2018

One Comment on “ÖZGÜR IŞIKLAR

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: