UNUTMAK

Bazı şeyleri unutmak ya da unutturabilmek güzel olurdu. Mesele dokuz yaşındayken anne ve babamı çıplak gördüğüm anı. Çıkardıkları sesler korkunç gelmişti o an. Uzun süre etkisinden kurtulamamıştım. Ya da henüz genç bir asistanken hayvani duyguların esareti altında, bir nöbette, genç ve evli bir temizlik personeli kadınla birlikte olduğum gerçeğini.  Aklıma ne zaman gelse gözlerimi sımsıkı kapıyorum, sanki bir faydası olacakmış gibi. Unutmak, unutmak yetmez tek başına, unutturmakta lazım. Şimdi Tanrı bana bu lütfu bağışlıyor. İstesem de istemesem de unutmaya mahkumum.

Henüz hatırlıyorken yazmak istedim. Senin okuman için belki, bilmiyorum, henüz karar vermedim. Seninle tanışmamız müthiş bir anı olurdu, başlamak içinde ideal bir nokta. Ama biz hiç tanışmadık, biz zaten birbirimizi hep tanıyorduk. Yine de senin yeni tomurcuklanan memelerinin benim elime çarptığı o günü tanışma günümüz olarak kabul ediyorum. Sen ne çok utanmıştın, yanakların allanmıştı. O güne kadar sen dayımın kızı Saliha’ydın. Ben o gün çocukluğuma veda ettim. Yıllarca o an hissettiğim şeyler bana azap yaşattı, kendimi suçlu hissettim. Unutmak istedim. Sonrasında engelleyemediğim, sana karşı büyüyen hislerimden nefret ettim. Bir yanım yana yana seni hırpaladım çokça.

Çocukluğumuz… Ne güzel günlerdi. Anneannemin, senin babaannen, bahçesinde tüm kuzenler, oynadığımız oyunlar, kalabalık sofralar, anneannemin Girit yemekleri, dedemin sofradan eksik olmayan rakısı. Anason kokusu bana huzur veriyor, galiba o günlere duyduğum özlem.

Beni sevdin mi Saliha? Sevdin biliyorum, sevdin. Sen Abidin abini seversin. Bizde kuzenler kardeştir. Mecburi hizmetimi Bitlis’te yaptım biliyorsun, oralarda insanların kuzenleriyle evlenmeleri gelenek gibiydi. Egenin bu şirin sahil kasabasını Bitlis’e taşımalıydık. İmkânsız, imkanlı hale gelince küçülür müydü?  Belki de hiç var olmazdı.  Yoksun bir evliliğimiz olurdu, ecüş bücüş çocuklarımız. Bir doğum gününde sana Kerime Nadir’in Samanyolu kitabını hediye etmeyi düşünmüştüm. Yapsa mıydım, aklına gelir miydi Abidin abinin sana vurgun olduğu. Vurgun mu? Nerden aklıma geldi şimdi bu kelime?

Unutuyorum Saliha, yavaş yavaş her şeyi unutuyorum. Unutmaya mahkûm edildim ben. Bir karar verdim; bu illet beni yıkmadan veda edeceğim hayata. Geçen marketteki çocuk “Abidin amca bu kadar tiraj köpüğüyle ne yapacaksınız?” dedi. Şaşırdım, meğer o gün üçüncü kez tıraş köpüğü alıyormuşum. Çok hızlı ilerliyor bu illet. Beklediğimden çabuk bükecek belimi. Dahası her gün gittiğim kahvenin yerini unuttum, caddede öylece kaldım Saliha. Yazmalıyım, henüz hatırlıyorken yazmalıyım. Dışarı çıkarken küçük kağıtlara notlar yazmaya başladım. Avuç içlerime de ceplerine bak. Bu yüzden geldim Saliha, bu yüzden döndüm bu kasabaya, ölmek için. Doğduğum yerde, senin kollarında ölmek hayaliyle.

Ne hayaller kurardım. Buradan ayrılıp Tıp Fakültesine gittiğimde, sen daha lisedeydin, senin yalnızca benim iyileştirebileceğim bir hastalığın olmasını düşlemiştim hep. Hayatının bir anında kaderin benim elimde olmalıydı. Sen bana mahkûm olmalıydın. Bir ömür geçirdik. Sen evlendin, ben evlendim, çocuklarımız oldu, ben boşandım. Sen boşanmadın. Ben yeniden evlendim, yeniden boşandım, sen hep evli kaldın. Kocandan nefret et istedim, seni dövsün, sövsün. Seni her gördüğümde gözlerinde mutsuzluk aradım. Yıllar önce gözlerinde aşkı bulamadığım gibi mutsuzluğu da bulamadım. Senin kocaman yeşil gözlerin, acık kumral gür saçların… “Sen elmayı seviyorsun diye elmanın da seni sevmesi şart mı?” diyorum kendime.

Suçluluk hissetme, tüm hayatımı seni düşünerek geçirmedim. Unuttuğum da oldu seni. Unutmak, zamanla yaşadığın olumlu, olumsuz şeylerin seni eskisi kadar etkilememesidir bazen. Sana olan tutkumda, taze bir ölümün ardından duyulan acının zamanla hafiflemesi gibiydi. Unutmadım ama daha az düşündüm seni. Sen beyaz bir meleğe dönüşüp başkasına evet dediğinde yaşadığım acı hep aynı tazeliğinde kalsaydı nasıl yaşardım. Ne gündü, çok içmiştim. O gün sen evet demeden elini tutsaydım hadi deseydim, gelir miydin? Sen beni hiç aşla sevdin mi Saliha?  Ya başka bir erkek seni benim sevdiğim gibi sevdi mi? Kocan seni sevdi mi, seviyor mu? Birlikte mutlu olur muyduk Saliha? Benim hislerimden haberin var mıydı Saliha?

Müjgan, ikinci eşim, bir defasında bir kadın kendinden hoşlanıldığını mutlaka anlar demişti. İçim sıkılmıştı. Sende anladın mı? Bu yüzden mi bana abi rolünü dayattın? Bana başka kızlardan mektuplar, haberler taşıdın. Şimdi oku bakalım bu mektubu, ben ölüyüm nasılsa.

Ya ölmeyi unutursam?  Her yere, bu eski baba evinin tüm duvarlarına yazmalı;” Ölmeyi unutma Abidin?” Tabi unutmadan nasıl öleceğimi de yazmalı. Yok, iş oraya varmadan bitmeli, belki bugün. Hayır unutmadım, bugün olmaz. Yemek yapacaksın bana, anneannemin nefis yemeklerinden. O güzel günleri yad edeceğiz.  Hem daha zamanım var.  Yırtarım belki bu mektubu, yenisini yazarım. Onu da yırtarım, yenisini yazmam. Duvarlara kendini öldürmeyi unutma Abidin yazarım sadece. Hayatıma giren tüm kadınlara birer mektup yazarım belki. Kendime yazarım Saliha; “Abidin Efendi unutmak istediğin her şeyi unutacaksın. İstemediklerinde silinecek. Saliha’nın ölen köpeğini birlikte kefenleyip gömdüğünüz tepeyi, onun göz yaşlarını sildiğin, onu avuttuğun tepeyi unutacaksın. Düğün gecesi, çok içip dansa kaldırdığın Saliha’yı boynundan öptüğünü…” Unut zaten onu rezillik!

Gitmek lazım şimdi. Tam mevsimi, kimse yoktur sahilde, boştur tüm sandalyeler. Oturmak lazım orada, düşünmek. Unutmak istemediğin anılarını, çok geç olmadan yeniden yeniden hatırlamak. Tüm o boş sandalyeleri geçmişin kalabalığıyla doldurmak. Tam yanımda ki sandalye senin için Saliha.

 

 

 

 

Ödülümü almak için, sahneden adım anons ediliyor. Alkışlar eşliğinde çıkıyorum. Birinci olmuşum. Ne heyecan, ne mutluluk. Başlangıç yapıyorum. “Bu ödülün benim için anlamı çok büyük. İnsan ellisine doğru yürürken başlangıç yapmak zordur. Ama imkânsız da değildir. Beni layık gördüğünüz bu ödül bunun kanıtı. Bu ödül benim başlangıcım olacak. Ben Gülhane Park’ında bir ceviz ağacıydım, sonunda birileri bunu fark etti. Evet, yüzlerce ağacın arasından beni fark ettiler. Teşekkürler, teşekkürler” Alkışlar… Mutluluk gözyaşlarım yanağımdan süzülüyor. Tam buraya çizgi filmlerde ki hezimet müziği istiyorum. Yönetmenim duydun mu? Yukarıdaki olay tamamen benim hayalim. Gerçekleşmedi. Hâlbuki elimden geleni yapmış, evrene güzel mesajlar yollamış, tanrıdan da tüm kalbimle yardım etmesini dilemiştim. Ne o?! Yıkılacağımı mı sandınız ? Vaz mı geçmeliydim? Ben sizin beni takdir etmenizi çok mu önemsiyorum? Peki, tamam, önemsiyorum. Farkında olduğumdan daha çok önemsiyormuşum. İsmimin kazananlar listesinde olmadığını görünce yıkıldım. Boğazım kurudu, bir an vazgeçtim her şeyden. Vazgeçmeyeceğim. Elimde kalan son umut bu, yazmak. Üstelik zamanla ölmesi mümkün olmayan bir umut bu. Güneş benim için her gün yeniden yeniden doğacak. Artık genç değilim. Gelecek, yollar, seçimler bu kelimeler hayatımdan yavaş yavaş çıkıyorlar. On dokuz yaşında, güzel bir Mayıs günü, Taksim’de ki parkın banklarından birinde otururken, içimde kaynaşan onlarca umudun çığlığını bir daha duyabilir miyim? Umut, ne çok severim bu kelimeyi. Menopoza girdim umut. Kendi umutlarımı doğuramam artık. İçimde kaynaştığınız o günler çok geride kaldı. Size iyi bakamadım, büyütemedim sizi. Şimdi bir menopoz umudum var: YAZMAK. Korkma umut seni kaybetmeyeceğim. Eskisi gibi toy değilim artık. Çok iyi bakacağım sana, sen benim içimi yeniden kıpırdattın, güneşimi geri getirdin. Tamda şimdi, bu gün haykırmak istiyorum. “ Benim bir UMUDUM var.” Samimiyetle yazacağım. Gerçekten samimi olmayı başarabilen bir insanın duyguları, düşünceleri ne kadar basit olursa olsun onunla alay edilemez, küçümsenemez. Samimiyetin daha aşağısı olamaz. Başlangıç yapıyorum dostlar. Tek bir okuyucum olsa bile fark etmez. O okuyucuyu bulmak çok zaman alsa da fark etmez. Beklerim. Şu güzel dizelerle çağırıyorum seni. “Gel,gel, ne olursan ol yine gel, İster kafir, ister mecusi, İster puta tapan ol yine gel, Bizim dergahımız, ümitsizlik dergahı değildir, Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel…” KASIM 2018

2 Comment on “UNUTMAK

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: