Lütfen biraz sessiz olun, duyamıyorum. Yeni yağmaya başlamış karın, buz gibi sulara uzanan iskelenin üzerinde oluşturduğu ince tabakadaki 43 numara ayak izlerinin sesini duymaya çalışıyorum. Gidişi olan ama dönüşü olmayan ayak izlerinin sesini. Kararlı bir biçimde buz gibi sulara, dünyadan çıkış kapısına doğru ilerlemiş ayak izlerinin sesini. Hişt duyuyor musunuz? Yarınlara uzanabilecek bir umudu yok bu ayak izlerinin. Açık denizlerden büyüyerek, köpürerek gelirken kıyıya vurup sönmüş bir dalga sanki.

Duyuyor musunuz? Bir zamanlar bedenini ve benliğini dünyayı güzelleştirmeye adamış. Bunun için mücadele vermiş. Sevmiş, sevilmiş. Ama yaşama tutunduğu dal çürük çıkmış. Düşmeye başlamış. Bir taşa tutunmuş sonra, taş yerinden sökülmüş. Uçurumdan hızla düşmeye başlamış. Bir ağacın dalına dolanmış yılan kuyruğunu uzatmış ona. Çaresiz tutmuş kuyruğu, güvenmiş yılana. Ama yılan bu, ilk can yanmasıyla birlikte dişlerini geçirmiş bu zavallı bedene. Çok güçlüymüş yılanın zehri, felç etmiş onu. Karanlık ve dipsiz gibi duran uçurumda yuvarlanmaya başlamış. Tutunacak bir dal, bir taş görse de kollarını oynatamadığından uzanamamış. Çaresizmiş, ilk o zaman aklına gelmiş dünyadan çıkmak fikri. Böylece yuvarlanmış, yuvarlanmış. Sonunda dipsiz gibi duran uçurumun dibine ulaşmış. Düştüğü yerde konuşamaz, yürüyemez durumdayken, görüyor, duyuyor ve düşünebiliyormuş. Bu durum onu delirtmiş. Kesin kararını vermiş o da; dünyadan çıkılacak.

Geride 43 numara kararlı ayak izlerini bırakarak çıkıp gitmiş dünyamızdan. Hişt duyuyor musunuz? Bu ayak izleri çok şey olmak istemiş, yaşamdan çok şey beklemiş. Olmamış, yaşam cimri davranmış ona. Hiçbir şey olmamışlığın ağırlığıyla ezmiş zemini ayakları. Dünyadan çıkmanın en iyi zamanıdır kış mevsimi, hiç tereddüde yer bırakmaz. Hişt, sessiz olun lütfen.

Ödülümü almak için, sahneden adım anons ediliyor. Alkışlar eşliğinde çıkıyorum. Birinci olmuşum. Ne heyecan, ne mutluluk. Başlangıç yapıyorum. “Bu ödülün benim için anlamı çok büyük. İnsan ellisine doğru yürürken başlangıç yapmak zordur. Ama imkânsız da değildir. Beni layık gördüğünüz bu ödül bunun kanıtı. Bu ödül benim başlangıcım olacak. Ben Gülhane Park’ında bir ceviz ağacıydım, sonunda birileri bunu fark etti. Evet, yüzlerce ağacın arasından beni fark ettiler. Teşekkürler, teşekkürler” Alkışlar… Mutluluk gözyaşlarım yanağımdan süzülüyor. Tam buraya çizgi filmlerde ki hezimet müziği istiyorum. Yönetmenim duydun mu? Yukarıdaki olay tamamen benim hayalim. Gerçekleşmedi. Hâlbuki elimden geleni yapmış, evrene güzel mesajlar yollamış, tanrıdan da tüm kalbimle yardım etmesini dilemiştim. Ne o?! Yıkılacağımı mı sandınız ? Vaz mı geçmeliydim? Ben sizin beni takdir etmenizi çok mu önemsiyorum? Peki, tamam, önemsiyorum. Farkında olduğumdan daha çok önemsiyormuşum. İsmimin kazananlar listesinde olmadığını görünce yıkıldım. Boğazım kurudu, bir an vazgeçtim her şeyden. Vazgeçmeyeceğim. Elimde kalan son umut bu, yazmak. Üstelik zamanla ölmesi mümkün olmayan bir umut bu. Güneş benim için her gün yeniden yeniden doğacak. Artık genç değilim. Gelecek, yollar, seçimler bu kelimeler hayatımdan yavaş yavaş çıkıyorlar. On dokuz yaşında, güzel bir Mayıs günü, Taksim’de ki parkın banklarından birinde otururken, içimde kaynaşan onlarca umudun çığlığını bir daha duyabilir miyim? Umut, ne çok severim bu kelimeyi. Menopoza girdim umut. Kendi umutlarımı doğuramam artık. İçimde kaynaştığınız o günler çok geride kaldı. Size iyi bakamadım, büyütemedim sizi. Şimdi bir menopoz umudum var: YAZMAK. Korkma umut seni kaybetmeyeceğim. Eskisi gibi toy değilim artık. Çok iyi bakacağım sana, sen benim içimi yeniden kıpırdattın, güneşimi geri getirdin. Tamda şimdi, bu gün haykırmak istiyorum. “ Benim bir UMUDUM var.” Samimiyetle yazacağım. Gerçekten samimi olmayı başarabilen bir insanın duyguları, düşünceleri ne kadar basit olursa olsun onunla alay edilemez, küçümsenemez. Samimiyetin daha aşağısı olamaz. Başlangıç yapıyorum dostlar. Tek bir okuyucum olsa bile fark etmez. O okuyucuyu bulmak çok zaman alsa da fark etmez. Beklerim. Şu güzel dizelerle çağırıyorum seni. “Gel,gel, ne olursan ol yine gel, İster kafir, ister mecusi, İster puta tapan ol yine gel, Bizim dergahımız, ümitsizlik dergahı değildir, Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel…” KASIM 2018

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: