TERCİH

Tam karşımda oturuyorlar. Terk ettiğim bir boyuttan beni ziyarete gelmişler. Oysa oradan çıkarken kapıyı kilitleyip anahtarını derin sulara fırlatmıştım. Ben böyleyim geçmişi dostları, yoldaşları ve anılarıyla geçmişte bırakır yoluma devam ederim. İşte buldular beni, kaçamadım bu zorunlu buluşmadan. Buradayım tam karşılarında oturuyorum. Beni küçümsemelerine boyun eğiyorum. Tek isteğim bunun biran önce bitmesi. Bitmesini beklerken zorunlu sohbet konusu arıyorum. Tanıdıkları soruyorum, okulu bitiren herkes yolunu değiştirmiş. Onlara göre dönek onlar. Cevaplarını pek dinlemiyorum. Ben Nergis’e bakıyorum, ne kadar değişmiş. Benim tanıdığım Nergis’ten ne kadar uzak. Saçları kısalmış, yüzünde iri sivilceler peyda olmuş, zayıflamış, bakımsız ve paspal. Mücadelenin tam ortasında, bundan gurur duyuyor. Dünya nimetlerini, güzelliklerini elinin tersiyle itmiş. Oysa maddi manevi desteğini ondan esirgemeyen mükemmel bir aileye sahipti. Kıskanırdım onu. Bunu şimdi fark ediyorum. Şu an Fahri’nin yanında, onun elini tutuyor. “Ne yapmayı düşünüyorsun? Yani okul bitince,” sorumu alaycı bir tebessümle yanıtlıyor “Mücadele nerede olacağımı belirleyecek.” İnanarak mı söylüyor diye düşünüyorum. İlerde Fahri elini tutmazsa ya da o artık Fahri’nin elini elinde istemezse mücadele onun için bu kadar önemli olacak mı? “Acıyarak bakıyorsun bana,” diyor.Gülüyorum sadece. Beni daha çok küçümsesinler ve benden yana tüm umutlarını yitirsinler istiyorum, “Ben kendime yuva kurabileceğim birini bulup geç olmadan çoluk çocuğa karışmak istiyorum,” diyorum. Amacıma ulaşıyorum. “Böyle bir dünyaya mı getireceksin çocuğunu?” diyor Fahri. “Ne varmış dünyada bence çok güzel,” diyorum. Fahri her zaman yaptığı gibi ağzını eğerek, alaycı bir tebessümle, “Sorunda orda, hiçbir şey yok dünyada.”  Simdi adaletten, eşitlikten, ezilen işçi sınıfından girer, kim bilir nerelerden de çıkar. Konuyu uzatmasın diye çabucak değiştiriyorum. “İlyas’dan ne haber?” diyorum. Cevapları beni gerçekten şaşırtıyor. İlyas evlenmiş ve kendini dine adamış. Benimle alay ediyorlar diye düşünüyorum. İlyas’ın tanrısı aminoasitler ve karbonhidratlardı. Bir insan bu kadar değişebilir mi? Fahri, çokbilmiş Fahri, “Zıt kutuplar birbirini çeker, aşırı uçlar bir birine çok yakındır,” diyor. Benim gıcık cevabım hazır, “ Sizi bir daha gördüğüm zaman Nergis kara çarşaflı sen de şalvarlı, sarıklı ve sakallı olur muşsunuz. Ne gülerim.” Gülüyoruz.

Nergis mücadeleye yeni bulaştığımız dönemde altı ay içerde yatmış, işkence görmüştü. Çıktığında yaptığı yorumu hiç unutamıyorum,”İçerde olmak çok farklı, insan orada kemikleşiyor. Beni mücadeleden hiçbir şey geri döndüremez,” demişti. O zaman da çok kıskanmıştım onu. O kemikleşmiş devrimci, bense çelişkiler içinde debelenen insancık. Onlar bana dönek, yol düşkünlerini anlatmaya devam ediyorlar. Ben de şaşırıyorum, şaşırıyorum. Benim için de aynı şeyi düşünüyorlar. Beni başkalarına anlatmaya değer bile görmezler. Ben anlattıkları insanlar kadar inançlı olamadım hiç bir zaman. Dönekliğim de kimsenin umurunda olmaz.  Nihayet vedalaşıyoruz, dergiye gitmeleri gerekiyormuş. Beni de yanlarında götürmeyi teklif ediyorlar. Sanırım benden  yana hala umutlular. Hayır diyorum, biran önce kendi boyutuma dönmek istiyorum. Aslında ait olmadığım boyuta. Benim gerçekten ait olduğum bir yer yok galiba. Derinlerimde hissettiğim huzursuzluğun sebebini şimdi anlıyorum. Aradayım ben, arafta. Terk ettiğim boyutlardan üstüme yapışan şeyleri beraberimde taşıyorum. Yeni boyutumla çelişen şeyleri…  Bu yüzden de yaşadığım sürece bu huzursuzluk hep benimle olacak.

Dönerken otobüste her zamanki gibi ayaktaydım. Ani hareketlerde sendeliyordum. Bu her zaman oluyordu, nedense o an bunu irdeleyensim tuttu. Az önce ki buluşmanın etkisiyle sanırım. Ayaklarımı yere sımsıkı basmaya çalıştım, olmuyordu, sendelemekten kurtulamıyordum. Dünya da böyle bir otobüs sanırım, oturanlar hiçbir şeyden etkilenmiyorlar, ayaktakilerse yere ne kadar sağlam basarlarsa bassınlar hep sendeliyorlar. Garip olan oturanların sayısı, ayaktakilerin dörtte biri kadar. Peki ben ayakta mıyım oturuyor muyum? Kesinlikle ayaktayım. Ama diğerlerine nazaran tutunacak sağlam bir yer bulmuşum. Fahri, Nergis onlar neredeler? Yoksa onlar ve onlar gibiler bu otobüse binmeyi reddedip yürümeyi mi tercih ettiler?

Ödülümü almak için, sahneden adım anons ediliyor. Alkışlar eşliğinde çıkıyorum. Birinci olmuşum. Ne heyecan, ne mutluluk. Başlangıç yapıyorum. “Bu ödülün benim için anlamı çok büyük. İnsan ellisine doğru yürürken başlangıç yapmak zordur. Ama imkânsız da değildir. Beni layık gördüğünüz bu ödül bunun kanıtı. Bu ödül benim başlangıcım olacak. Ben Gülhane Park’ında bir ceviz ağacıydım, sonunda birileri bunu fark etti. Evet, yüzlerce ağacın arasından beni fark ettiler. Teşekkürler, teşekkürler” Alkışlar… Mutluluk gözyaşlarım yanağımdan süzülüyor. Tam buraya çizgi filmlerde ki hezimet müziği istiyorum. Yönetmenim duydun mu? Yukarıdaki olay tamamen benim hayalim. Gerçekleşmedi. Hâlbuki elimden geleni yapmış, evrene güzel mesajlar yollamış, tanrıdan da tüm kalbimle yardım etmesini dilemiştim. Ne o?! Yıkılacağımı mı sandınız ? Vaz mı geçmeliydim? Ben sizin beni takdir etmenizi çok mu önemsiyorum? Peki, tamam, önemsiyorum. Farkında olduğumdan daha çok önemsiyormuşum. İsmimin kazananlar listesinde olmadığını görünce yıkıldım. Boğazım kurudu, bir an vazgeçtim her şeyden. Vazgeçmeyeceğim. Elimde kalan son umut bu, yazmak. Üstelik zamanla ölmesi mümkün olmayan bir umut bu. Güneş benim için her gün yeniden yeniden doğacak. Artık genç değilim. Gelecek, yollar, seçimler bu kelimeler hayatımdan yavaş yavaş çıkıyorlar. On dokuz yaşında, güzel bir Mayıs günü, Taksim’de ki parkın banklarından birinde otururken, içimde kaynaşan onlarca umudun çığlığını bir daha duyabilir miyim? Umut, ne çok severim bu kelimeyi. Menopoza girdim umut. Kendi umutlarımı doğuramam artık. İçimde kaynaştığınız o günler çok geride kaldı. Size iyi bakamadım, büyütemedim sizi. Şimdi bir menopoz umudum var: YAZMAK. Korkma umut seni kaybetmeyeceğim. Eskisi gibi toy değilim artık. Çok iyi bakacağım sana, sen benim içimi yeniden kıpırdattın, güneşimi geri getirdin. Tamda şimdi, bu gün haykırmak istiyorum. “ Benim bir UMUDUM var.” Samimiyetle yazacağım. Gerçekten samimi olmayı başarabilen bir insanın duyguları, düşünceleri ne kadar basit olursa olsun onunla alay edilemez, küçümsenemez. Samimiyetin daha aşağısı olamaz. Başlangıç yapıyorum dostlar. Tek bir okuyucum olsa bile fark etmez. O okuyucuyu bulmak çok zaman alsa da fark etmez. Beklerim. Şu güzel dizelerle çağırıyorum seni. “Gel,gel, ne olursan ol yine gel, İster kafir, ister mecusi, İster puta tapan ol yine gel, Bizim dergahımız, ümitsizlik dergahı değildir, Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel…” KASIM 2018

3 Comment on “TERCİH

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: