DEHŞET

 

22.03. 1965/ SALI

 

Canım, yaşama sebebim!

Bu satırları öyle bir haleti ruhiye içinde yazıyorum ki anlayamazsın. Biraz daha buralarda, senden uzakta kalırsam delireceğim. Hatta delirmeye başladım bile. Keşke senin kadar güçlü ve idealist olabilseydim. İnsanları sevmiyorum, onlar için bir şeyler yapmak da istemiyorum artık. Hatta insan olduğum için kendimden bile iğreniyorum. İnsanoğlu denen mahlûk hiçbir güzel sıfatı hak etmiyor. Erdem, vicdan, merhamet, cesaret bunlar insana dair insanın uydurması. Akıl ve bencillik bizi diğer canlılardan ayıran özellikler bence. Bunları kullanarak akıllara durgunluk veren iğrençliklere, acımasızlıklara imza atabiliyoruz. Yeter ki fırsat olsun. Çok mu kötümser buldun beni? Gözlerin yuvalarından fırlamıştır şimdi. “Ne olmuş bu kıza?” diyorsundur. Benim şahit olduğum şeye sen de şahit olsaydın… Hayır, şimdi düşündüm de sen benim yerimde olsaydın asla benim gibi yapmazdın. Benim yaptığım tek şey ağlamak, günlerdir ağlıyorum. Kimseye anlatamıyorum, çok korkuyorum.  Birine anlatmasam, susarsam delireceğim. Bunu yalnızca sana anlatabilirim.

Hani geçen mektuplarımdan birinde sevmediği adamla evlenmemek için evden kaçan kızın başına gelenleri yazmıştım. Namus namus diye feryat eden bu insanların, namus için kendi öz çocuklarını gözlerini bile kırpmadan nasıl da katlettiklerini uzun uzun edebi cümlelerle yazmıştım. Sen de bana,” Bu insanlar başka türlüsünü bilmiyorlar gülüm, namusu bir kızın kalbinde, ruhunda, iki bacağının arasında sanıyorlar. Biz bunu değiştireceğiz, biz, aydınlık Türkiye’nin aydınlık gençleri,” demiştin ya. Gel hadi benim bildiğimi, benim gördüğümü gör de hala insana, insanlığa karşı aynı umutları taşıyabilecek misin bak.

Yanımda ol Kemal, yanımda, sana sarılayım ve parfümüne karışmış tütün kokunu içime çekeyim. Beni bir daha bırakma. Şimdi sana ne çok ihtiyacım var bilsen, kuş olup uçardın, biliyorum.

Anlatacağım ama nasıl bilmiyorum. Böyle bir şey nasıl anlatılır ki.  Üç gün önce hava kararmaya başlamıştı ki kapım çalındı. Açtım genç bir adam, “Doğum var ebe hanım,” dedi. Adamı tanımıyordum, yakın bir köydenmiş. Civardaki tüm gebeleri kayıt altına almıştım ama bu gebe kayıtlarımda yoktu. Buraları anlatmıştım sana, her tepenin başında bir ev. Atlamış olduğumu düşündüm. Adam acele ediyordu, yetişemesek kadının ölebileceğini, sabahtan beri sancı çektiğini söyledi. Telaşla hazırlanıp çıktım. Atlı bir arabaya bindik. Adam arabayı deli gibi sürüyordu. Yarım saat kadar gittik. Yol boyunca adam hiç konuşmadı. Sonra arabayı bir ıssızlıkta durdurdu. Görünürde hiç ev yoktu, korktum. Neden hep yaptığım gibi muhtarın oğlunu yanıma almadım diye hayıflandım. Adam arabadan inip bana doğruldu, “Ebe hanım bundan sonrasında senin selametin için gözlerini bağlayacağım,” dedi. Hızla arabadan atlayıp koşmaya başladım bir yandan da imdat diye bağırıyordum. Adam beni hemen yakaladı. “Neden? Ne istiyorsun benden? “ diye bağırıyordum. Adam bana hiç aldırmadan elimi, ayağımı bağlayıp arabaya attı. Sonrada gözlerimi sıkıca bağladı.  Benim için her şeyin bittiğini düşündüm. Bağırmayı bırakmıştım, yalnızca yalvararak ağlıyordum. Adam,”Bu senin iyiliğin için. Korkma sana bir şey yapacak değilim,” dedi. Biraz rahatlamıştım. Tam kestiremiyorum ama bir yarım saat daha gittik. Araba durduğunda yalnızca ayaklarımdaki ipi çözüp beni indirdi. Beni itekleyerek bir kapıdan soktu ve gözlerimi açtı. Burası bir samanlıktı. Kenarda samanlara  serili bir battaniyenin üzerinde yatan kadın, acıdan bitkin, sadece inleyerek yatıyordu  Ortada gürül gürül yanan bir soba vardı. Sobanın başında yaşlı bir adam oturuyordu. Hemen kadına koştum. Çok kan kaybetmişti ve bebek tersti. Sıcak su ve temiz havlu istedim. Yaşlı olan hiç kıpırdamıyordu. Genç olan, sobanın üstündeki ibriği önüme koydu, “Başka bir şey yok, hepsi bu,” diyerek yaşlı adamın yanına geçip oturdu. Kadının durumu hiç iyi değildi hemen bir hastaneye gitmeliydi. Bunu onlara söylediğimde yaşlı adam sinirle genç adama baktı. Genç olan yerinden kalkmadan, “Olmaz! Ne yapacaksan yap,” dedi bana. Çok kesin konuşmuştu. Sana doğumun ayrıntılarını anlatmayacağım. Çok zor oldu, bebeği anne karnında çevirmeye çalışırken sanırım kalçasını çıkardım. Ama başardım. En iyi koşullarda bile cesaret edemeyeceğim yöntemleri kullanarak yaptırmıştım doğumu. Bir oğlandı bebek. Sevineceklerini düşünerek müjdeli bir haber verir gibi, “Oğlan, gözünüz aydın,” dedim. Adamlar birbirine baktı, hiç sevinmişe benzemiyorlardı. Kadın baygındı, çok kan kaybetmişti. Bebek  sağlıklıydı ve gür bir sesle ağlıyordu. Onu sarabileceğim bir şey yok mu diye sorduğumda, yaşlı adam bebeği hızla ve hoyratça çekip aldı elimden. Sobaya doğru yöneldi, bu kısacık anda bebeği ısıtacağını düşündüm ama o bebeği sobaya baş aşağı attı. Acı bir feryat kopardım. Bir daha normal dünyayı göremeyeceğimi düşündüm. Olduğum yere çöktüm, kulaklarımda korkunç bir uğultu vardı. Dünyadan kopmuştum sanki. Bu ne kadar sürdü bilmiyorum. Algılarım yeniden açıldığında adamlar kendi aralarında oldukça sert bir şekilde tartışıyorlardı. Genç olan, yaşlı adamı sabırsız olmakla suçluyordu. Yaşlı adam ise benim burada olmamdan dolayı çok kızgındı. Kendimi toparlar toparlamaz kadının başına geçtim, yaşıyordu ama bu kadar kan kaybına çok dayanmazdı.  İvedilikle bir hastaneye yetiştirilmeliydi. Bunun mümkün olmadığını bildiğimden ve kendi canımın derdinden bunu dillendiremedim bile. Kadını altına serili battaniyeyle bir güzel sarmaladım.  O an, bu yaz yapacağımız düğünün hiç gerçekleşmeyeceğini, seni bir daha göremeyeceğimi düşünüyordum. Yalvaran gözlerle baktım onlara, o iğrenç insanlara, canım için yalvardım bile. Şu an kendimden utanıyorum, utanç içindeyim. Ben de insanım işte. Genç adam,” Ben sana bir zarar gelmeyeceğine söz verdim. Gelmeyecek,” diyip belinden bir silah çıkardı ve bana göstererek, “Ama birine bir şey diyecek olursan seni yaşatmam bilesin. Gözüm üstünde olacak,” dedi Sadece başımı salladım.

Gittiğim gibi elimi ayağımı ve gözlerimi bağlayıp beni arabaya bindirdi. Bir süre gittikten sonra durduk. Beni çözdü, “Buradan ötesini yürüyerek gideceksin. Köy şu tarafta, korkma bir şey olmaz. Zaten güneş de birazdan doğar,”dedi ve arabaya binip oradan uzaklaştı.

Ne kadar sürdü bilmiyorum, hem ağladım hem yürüdüm. Üç gündür ne dışarı çıkıyorum ne yiyorum ne içiyorum. Korkuyorum, çok korkuyorum. Yetiş Kemal, kurtar beni, delirmek üzereyim.

Seni çok seven Nadiren

 

Genç yüzbaşı sinirden köpürüyordu;

“Ben böyle namussuzluk görmedim. Baba, oğul zavallı zihinsel engelli kızı ortak kullanmaktan başka bir de kendilerine sermaye etmişler. Aslında buna göz yuman herkesi tevkif etmeliydik. Namussuz alçaklar, sizin gördüğünüz katledilen üçüncü bebekmiş.”

Nadire bitkin bir halde Kemal’e yaslanarak ayakta durabiliyordu. “Kadın? O kurtulmuş mu?” diyebildi.

“Maalesef Nadire Hanım,” dedi yüzbaşı.

Nadire omuzları sarsılarak sessizce ağlamaya başladı yeniden. Kemal, iyice sarıldı ona;

“Nişanlımın yapacağı bir işi kalmadıysa bize müsaade yüzbaşım, yarın ilk trenle buradan gidiyoruz. Umarım sakıncası yoktur, “ dedi.

Yüzbaşı onları uğurlamak için yerinden kalktı;

“Genç olan her şeyi itiraf etti zaten, Nadire Hanımın ifadesini yazdırdım, imzalaması yeterli olacak, “dedi.

Nadire hızla giden trende, başı Kemal’in omzunda, dışarıyı seyrederken günlerdir içinde yaşadığı sıkıntı, yerini garip, hüzünlü bir ferahlığa bırakıyordu.

NOT: Maalesef ve maalesef bu öykü gerçek bir olaydan esinlenilmiştir. Zaten böyle bir dehşeti normal bir insanın hayal gücü yaratamaz.

 

Ödülümü almak için, sahneden adım anons ediliyor. Alkışlar eşliğinde çıkıyorum. Birinci olmuşum. Ne heyecan, ne mutluluk. Başlangıç yapıyorum. “Bu ödülün benim için anlamı çok büyük. İnsan ellisine doğru yürürken başlangıç yapmak zordur. Ama imkânsız da değildir. Beni layık gördüğünüz bu ödül bunun kanıtı. Bu ödül benim başlangıcım olacak. Ben Gülhane Park’ında bir ceviz ağacıydım, sonunda birileri bunu fark etti. Evet, yüzlerce ağacın arasından beni fark ettiler. Teşekkürler, teşekkürler” Alkışlar… Mutluluk gözyaşlarım yanağımdan süzülüyor. Tam buraya çizgi filmlerde ki hezimet müziği istiyorum. Yönetmenim duydun mu? Yukarıdaki olay tamamen benim hayalim. Gerçekleşmedi. Hâlbuki elimden geleni yapmış, evrene güzel mesajlar yollamış, tanrıdan da tüm kalbimle yardım etmesini dilemiştim. Ne o?! Yıkılacağımı mı sandınız ? Vaz mı geçmeliydim? Ben sizin beni takdir etmenizi çok mu önemsiyorum? Peki, tamam, önemsiyorum. Farkında olduğumdan daha çok önemsiyormuşum. İsmimin kazananlar listesinde olmadığını görünce yıkıldım. Boğazım kurudu, bir an vazgeçtim her şeyden. Vazgeçmeyeceğim. Elimde kalan son umut bu, yazmak. Üstelik zamanla ölmesi mümkün olmayan bir umut bu. Güneş benim için her gün yeniden yeniden doğacak. Artık genç değilim. Gelecek, yollar, seçimler bu kelimeler hayatımdan yavaş yavaş çıkıyorlar. On dokuz yaşında, güzel bir Mayıs günü, Taksim’de ki parkın banklarından birinde otururken, içimde kaynaşan onlarca umudun çığlığını bir daha duyabilir miyim? Umut, ne çok severim bu kelimeyi. Menopoza girdim umut. Kendi umutlarımı doğuramam artık. İçimde kaynaştığınız o günler çok geride kaldı. Size iyi bakamadım, büyütemedim sizi. Şimdi bir menopoz umudum var: YAZMAK. Korkma umut seni kaybetmeyeceğim. Eskisi gibi toy değilim artık. Çok iyi bakacağım sana, sen benim içimi yeniden kıpırdattın, güneşimi geri getirdin. Tamda şimdi, bu gün haykırmak istiyorum. “ Benim bir UMUDUM var.” Samimiyetle yazacağım. Gerçekten samimi olmayı başarabilen bir insanın duyguları, düşünceleri ne kadar basit olursa olsun onunla alay edilemez, küçümsenemez. Samimiyetin daha aşağısı olamaz. Başlangıç yapıyorum dostlar. Tek bir okuyucum olsa bile fark etmez. O okuyucuyu bulmak çok zaman alsa da fark etmez. Beklerim. Şu güzel dizelerle çağırıyorum seni. “Gel,gel, ne olursan ol yine gel, İster kafir, ister mecusi, İster puta tapan ol yine gel, Bizim dergahımız, ümitsizlik dergahı değildir, Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel…” KASIM 2018

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: