AHLAK

Üçüncü katta, 5 nolu dairede oturan Arzu, toplumun ahlaki değerlerini hiçe sayan bir yaşam sürüyor. Daireye giren çıkan adamların sayısı belli değil. Haftada en az bir de toplu âlemler yapılıyor. Anarşist kılıklı bir sürü insan toplanıyor daireye, vur patlasın, çal oynasın. Seyhan da buna sessiz kalsın. Bizim beyefendiye kalsa, “Sana ne Seyhan.”  Yok ya! Anlamıyorum sanıyor beyimiz, kadına öyle bakıyor ki… Tüm dairelerden imza topladım, o Arzu ‘yu apartmandan attırmaya kararlıyım. “Komşular, fuhuş yuvası mı, anarşi yuvası mı belli olmayan bu daire hemen boşaltılmalı. Hepimizin çoluk çocuğu var. Bu rezalet biran önce son bulmalı,” dedim toplantıda.

Beni de çağırdılar, apartman toplantısı varmış, bizim 5 noda oturan kiracı kızdan şikâyetçiymiş apartmandakiler. Kirasını zamanında ödeyen, aklı başında, terbiyeli bir kıza benziyordu. Üstelik saygın bir gazetede yazıları çıkıyor. Şaşırdım duyduklarıma, bu yaşa geldik, kendimizi insan sarrafı sanıyorduk biz de.  Yalnız yaşayan bir kızsın, azıcık dikkat be yavrum. Avrupa da mı yaşıyorsun? Bu devirde kirasını zamanında ödeyen bir kiracı bulmak zor olacak şimdi. Bu apartmanın yer sahibiyim ben, müteahhitten 8 daire almıştım. Altısını çocuklar satıp yediler kalan iki dairenin kirasıyla da karı koca geçinmeye çabalıyoruz. Emekli maaşıyla geçinilecek gibi değil ki. Şimdi işin yoksa yeni kiracı ara, kim bilir kaç ay boş kalacak daire.

Bence durumu abartıyorlar, özelliklede Seyhan Hanım, “Acaba Arzu Hanım’ı da mı toplantıya çağırsaydık,” diyecek oldum,  Seyhan Hanım sözünü tamamlamama bile fırsat vermedi. “O kadın bu apartmandan gidecek İlker Bey. Artık geri adım atamayacağız.  Erkek milleti değil misiniz, hepiniz aynısınız. İki kırıtma, göz süzme yetiyor size. İki kız çocuğu yetiştiriyorum ben, bu ahlaksızlığa daha fazla göz yumacak değilim.”  Ağzımı açtığıma pişman oldum. Apartman yöneticiliği pis iş, hiç hoşlanmıyorum. Affedersiniz, biri asansörde gaz çıkarsa bana koşuyorlar.  Her ay maaşın dörtte üçü aidata gidecek olmasaydı zor yapardım bu işi. Hadi bakalım kararı aldık,” 5 nolu dairede yaşayan Arzu Hanım’ın toplumun ahlaki değerlerine aykırı yaşam tarzı nedeniyle, daireyi en kısa zamanda boşaltmasına oy birliğiyle karar verilmiştir.”  Bilin bakalım bu kararı sahibine kim tebliğ edecek? Seyhan Hanım değil herhalde.

Bizim köyde bir Esma vardı. Yandım Esma derlerdi. Kocası, çocuğu olmayı deyi bunun üstüne kuma getirince, bu Esma,”Ben bu evde duramam gayrı,” demiş. Kendi köyüne de dönmemiş, bizim köyde ki yıkık bir evin tek göz odasında kalmaya başlamış. Günahları boyunlarına, ben daha çocuğudum o sıra, bu Esma geceleri yandım Esma diyen her adamı evine alırmış Geçimini de böyle sağlarımış. Köydeki kadınlar toplanı verdi bir gün, bu Esma’yı daşlaya daşlaya köyden sürdülerdi. Arzu Hanım’ı apartmandan sürmek için yaptıkları bu toplantıda nerden aklıma geldiyse bizim Yandım Esma. Şeherli bunlar bizim gibi daşlan sopaylan sürecek değillerdi ya. Bu apartmanda evine girmediğim kadın yoktur. Benim adam kızıyı emme bu kadınların hiç biri Arzu’nun kesip attığı tırnağı bilem olamaz. Ben insanlığına derim, yoksa eve adam alırmış, anarşistmiş bilmem. Öbürleri birbirinin açığını kollar, ağzımdan laf almak için kırk takla atarlar. Arzu Hanım öyle mi ya? Ben onunda hoşuna gider deyi bir iki anlatı verem dedim de bu zilli karıları, hemen susturu verdi ben. Onun öyle dediyilen kuduyulan işi yok. Bazı bazı öyle laflar ediyo ki aklım karışıyo; “Zekat, sadaka ne bu? Fakirlik kanun mu Zeliha? İlla zekata, sadakaya muhtaç insanlar olsun, bizim paralı zengin beylerimiz, hanımlarımızda üç beş kuruşluk zekat ve sadakayla kendilerini aklasınlar. Siyasetçiler de, biz fakirin yanındayız diye fakirlik edebiyatı yaparak oy toplasınlar.  Kimse fakirliği bitireceğiz, fakirlik kader değil demeyor.” Vallahi söylediği şeylerden çok anlamasam da sarılıp öpesim geleyo Arzu Hanım’ı. Evine temizliğe vardığım öbür karıların hiç biri de bu Zeliha sabahtan beri benim bokumu temizleyo, yorulmuştur biraz dinlensin, acıkmıştır bir şey hazırlayayım da yesin demez. Arzu Hanım öyle mi ya? “Zeliha biraz ara ver, dinlen. Hadi, bir şeyler hazırladım, gel de beraber yiyi verelim,” der. Beniminen aynı sofraya oturmaktan hiç kocunmaz. Üç beş ay öncesi benim adam dışarıya işe gidiyor diye bizi apartmandan atacak oldular da bu Arzu Hanım bir gorudu ki bizi, “Adam çalıyor mu, çırpıyor mu?  İşini aksatmadan, alın teriyle para kazanıyor. Ne zararı var size anlayamadım,” diyince kimsenin sesi çıkmadı. Benim adam bile erkek gibi kadın valla şu Arzu, ağzına sağlık deyi verdi. Bir şu daktilosu yok mu? Başım şişiriyor, tak takta tak tak. Ne yazıyor öyle sabahtan akşama bilmem ki. Bir de kadın başına tek yaşamak olur mu? Anası, bubası yok mu, bilmem. Güzel kadın maşallah, evlense çoluk çocuğu olsa, yuvasını bilse kötü mü olur? Başında bir erkek olsun da bak bakam böyle yapa bilirler miydi? Bir iki söyleyecek oldum dilim varmadı.Epey oluyo bizim apartmanın önüne lüküs bir otomobil yanaştı, içinden giyimi, kuşamı buralara hiç uymayan bir kadın indi. Bana Arzu Hanım’ı sordu, söyleyi verdim. On, bilemedin on beş dakka sonra geldiği gibi gitti. Kimdi, neydi hiç soramadım. Öbürleri de meraktan çatladılar, hep ağzımı aradılar. Yalan yok zamanında Arzu Hanım’ın arkasından az konuşturmadılardı beni. Hoşlarına gidiyo diye ben de… Allah affetsin.

O gün Deniz’in mahkemesini izleyen gazeteci heyetinin içindeydim. Ne güzel söyledi öyle; “Eğer vatan zenginin gezdiği, fakirin yattığı yerse, vatan sağ olmasın.” Manşet olurdu bundan, yazmalıydım, yazıyordum. Kapı çalındı, açtım. Yönetici İlker Bey, ev sahibini de yanına almış, “Arzu Hanım apartmanda sizi istemiyorlar, kendinize uygun bir yer bulur bulmaz, sizden burayı boşaltmanızı rica edeceğiz,” demez mi? Başımdan aşağı kaynar sular döküldü. “Nasıl yani? Ne hakla? Buraya uygun olmadığıma kim karar verdi? Siz mi?” Ahlaki değerlere aykırılık falan gibi birkaç şey gevelediler. Kapıyı suratlarına kapattım.  Sonra hemen tekrar açtım, ikisi de şaşkın aynı yerde duruyorlardı. Tüm apartmanı inleterek bağırdım, “Hiçbir yere gitmiyorum. Gücü yeten, benden daha ahlaklı olduğunu düşünen çıksın karşıma da görelim.” Kapıyı yeniden, bu kez daha sert kapattım. Neredeyse sürünerek daktilonun başına oturdum. Ellerim titriyordu. Yalnızken ahlaksızlığın dibine vuran insanoğlu, toplu haldeyken namus bekçisi oluveriyor işte. Bu apartmanda oturan herkesin ciğerini biliyorum ben. Göstereceğim onlara… Kime güveniyorum yine, babamın Ayhan Aydın oluşuna mı? Hadi Arzu Aydın itiraf et, sen hep gizli gizli, hatta kendinden bile gizli buna güveniyorsun. Kabul et artık, özeleştiri kızım. Dünya da ki tek mutlak güç para, sen de baban sayesinde buna sahipsin. Ne kadar reddetsen de, babana ne kadar kızsan da o gücün hep arkanda olduğunu biliyorsun. O yüzden gösterilerde en öndeydin, sesin o yüzden o kadar gürdü. Gözaltına alınışının saati dolmadan dışarı çıkıyordun. Neden? 6. Filonun protestoları sırasında gözaltına alındığında bu süre çok uzamıştı. Nasıl da tırsmıştın, ben Ayhan Aydın’ın kızıyım diye bağırmana ramak kalmıştı. Yüklenme kendine o kadar, diğerleri de senden çok farklı değiller.“Matbaa için para lazım Arzu. Arifler zor durumda, kirayı ödeyemiyorlar Arzu. Fazla kurcalama Arzu, sen sadece para bul.” Kimse de bu değirmenin suyu nerden geliyor diye merek etmesin. Ama en ufak bir ters düşmede atılsın oradan Leyla, “Nerden biliyorsunuz muhbir olmadığını? Biz gözaltında dayak yerken hanımımız dakikasında salıveriliyor,” desin. En yakınında duran Devran bile sana şüpheyle baksın. Zavallı Mehmet, babasının polis olduğunu, hem de İstanbul’dan çok uzakta bir Anadolu kasabasında, öğrendiklerinde herkesin içinde yapmadıklarını bırakmamışlardı çocuğa. Ama ben para kasasıydım, o yüzden de durum esnetiliyordu; her birey kendinden sorumluydu, ailesini seçme şansı verilmiyordu ki insana, kim kimi babasının anasının yaptıkları yüzünden suçlayabilirdi. “ Yine de çok güvenmemek lazım Arzu ‘ya, bilmesi gerekenden fazla bir şey kaçırmayın ağzınızdan.” Biliyorum, onlarında ciğerlerini biliyorum.Devran’la birbirimize bir söz vermişliğimiz yok. Ona kalsa Ayhan Aydın’ın damadı olmak için yan cebi hep açık. Babama ve babam gibilere sövüp sayması hep laf…  12Mart’tan sonra içeri alındı, durumuyla ilgili Murat’la sık sık bir araya geliyoruz. Savunmalarını Murat yapıyor.  Nasıl başladı bilmiyorum ama Murat’la adı konmamış bir şeyler yaşamaya başladık. Haftada bir iki uğruyor bana, içiyoruz, tartışıyoruz, sevişiyoruz. Bir de işe yeni başlayan stajer çocuk geliyor arada. Öyle güzel iltifat ediyor ki,  benim kapkara gözlerime bakıp, “Ben hayatımda böyle göz görmedim, evrende ki tüm ışıklar halay çekiyor içinde. Biraz uzun bakarsam kaybolacağım ablam.” Ablam demesi bile içimi gıdıklıyor. Hafta sonları da örgütten arkadaşlar bir araya geliyoruz, bazen benim evde de toplanıyoruz; vatanı kurtarırken çalıp söylüyoruz. Sevgili apartman sakinlerinin yapacak daha mühim bir işleri olmadığından, benim kapımı kimin açıp kapattığını takip ediyorlar sanırım.

Apartmanın kapısının önüne ufak çaplı bir kamyonet yanaşmıştı. Sadece kitaplarını ve özel eşyalarını alacaktı. Pes etmişti Arzu, son yazısından dolayı işten de atılınca başka şansı kalmamıştı. Yeniden babasının prensesi olacaktı. Babasının deyimiyle, macera sona ermişti. Annesinin gönderdiği iki kadın eşyalarını topluyor, adamlarda aşağıya, kamyonete taşıyordu. Aslında burada durmasının gereği yoktu. Ama hiçbir yere sığamıyordu; Deniz’lerin infazı, büyük ihtimalle, bu gün Ulucanlarda gerçekleştirilecekti. Son ana kadar bir mucize olacağını ummuştu, hala da içinde bu umudu taşıyordu. Ama Cumhurbaşkanının idamları onaylaması, geri dönüşün olmadığını gösteriyordu.

Zeliha bir tencere lahana sarmasıyla yardıma gelmişti Arzu’ya.  “Sen seviyon deyi yapıverdim.” Bu akıllı köylü kadını özleyecekti Arzu. “ Senden sona bura bir gavur taşınacağmış, İtallan dedi bizim adam.” Başka zaman olsa Zeliha’ya bir nutuk atardı, insanları ötekileştirmeyle ilgili, şimdi gülümsemekle yetindi.  “Sizin köyde ki Yandım Esma gibi sürdüler beni de, gördün mü?” diye takıldı  Zeliha’ya. “Töbe de! Seninen bizim orospu Esma bir olu musunuz heç. Valla herkesler, Seyhan karısı bilem, sana ettiklerinden çok pişman da utandığına gelemeyo,” dedikten sonra Seyhan’ın taklidini yaparak, “ Aşk olsun Arzu Hanım’a Ayhan Bey’in kızıymış da neden bizden saklamış. Çok ayıp ettik kıza çok, dedi valla.”   Arzu manidar gülümsüyordu,“Doğru ,” dedi. “Doğru Zeliha, ben ve Esma asla bir değiliz. Benim babamın adı Ayhan Aydın, onun her şeyin üstünü örtecek kadar çok parası var”

Ödülümü almak için, sahneden adım anons ediliyor. Alkışlar eşliğinde çıkıyorum. Birinci olmuşum. Ne heyecan, ne mutluluk. Başlangıç yapıyorum. “Bu ödülün benim için anlamı çok büyük. İnsan ellisine doğru yürürken başlangıç yapmak zordur. Ama imkânsız da değildir. Beni layık gördüğünüz bu ödül bunun kanıtı. Bu ödül benim başlangıcım olacak. Ben Gülhane Park’ında bir ceviz ağacıydım, sonunda birileri bunu fark etti. Evet, yüzlerce ağacın arasından beni fark ettiler. Teşekkürler, teşekkürler” Alkışlar… Mutluluk gözyaşlarım yanağımdan süzülüyor. Tam buraya çizgi filmlerde ki hezimet müziği istiyorum. Yönetmenim duydun mu? Yukarıdaki olay tamamen benim hayalim. Gerçekleşmedi. Hâlbuki elimden geleni yapmış, evrene güzel mesajlar yollamış, tanrıdan da tüm kalbimle yardım etmesini dilemiştim. Ne o?! Yıkılacağımı mı sandınız ? Vaz mı geçmeliydim? Ben sizin beni takdir etmenizi çok mu önemsiyorum? Peki, tamam, önemsiyorum. Farkında olduğumdan daha çok önemsiyormuşum. İsmimin kazananlar listesinde olmadığını görünce yıkıldım. Boğazım kurudu, bir an vazgeçtim her şeyden. Vazgeçmeyeceğim. Elimde kalan son umut bu, yazmak. Üstelik zamanla ölmesi mümkün olmayan bir umut bu. Güneş benim için her gün yeniden yeniden doğacak. Artık genç değilim. Gelecek, yollar, seçimler bu kelimeler hayatımdan yavaş yavaş çıkıyorlar. On dokuz yaşında, güzel bir Mayıs günü, Taksim’de ki parkın banklarından birinde otururken, içimde kaynaşan onlarca umudun çığlığını bir daha duyabilir miyim? Umut, ne çok severim bu kelimeyi. Menopoza girdim umut. Kendi umutlarımı doğuramam artık. İçimde kaynaştığınız o günler çok geride kaldı. Size iyi bakamadım, büyütemedim sizi. Şimdi bir menopoz umudum var: YAZMAK. Korkma umut seni kaybetmeyeceğim. Eskisi gibi toy değilim artık. Çok iyi bakacağım sana, sen benim içimi yeniden kıpırdattın, güneşimi geri getirdin. Tamda şimdi, bu gün haykırmak istiyorum. “ Benim bir UMUDUM var.” Samimiyetle yazacağım. Gerçekten samimi olmayı başarabilen bir insanın duyguları, düşünceleri ne kadar basit olursa olsun onunla alay edilemez, küçümsenemez. Samimiyetin daha aşağısı olamaz. Başlangıç yapıyorum dostlar. Tek bir okuyucum olsa bile fark etmez. O okuyucuyu bulmak çok zaman alsa da fark etmez. Beklerim. Şu güzel dizelerle çağırıyorum seni. “Gel,gel, ne olursan ol yine gel, İster kafir, ister mecusi, İster puta tapan ol yine gel, Bizim dergahımız, ümitsizlik dergahı değildir, Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel…” KASIM 2018

6 Comment on “AHLAK

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: