ASANSÖRDE

Gelecek. Birazdan gelecek. Hep bu saatlerde gelir: Neredeyse tüm apartman uyuyup, el ayak çekilince. Keşke hava bu kadar soğuk olmasaydı.  İşte geliyor, bu ayak sesleri ona ait; ince burun, ince topuk. Şimdi görelim kardeşliğini İbo, hayırlı bir iş bu. Bir ıslık çalmalı İbrahim’e, hareket edince asansör indirmeli şalteri. Koşmalı ve son anda, onun ardından binmeli şu asansöre. Tesadüf işte son anda yetiştim hesabı. “İyi geceler.” Bu tebessümünüze bayılıyorum, anlamı ne? Biraz zorlama bir gülümseme. Olsun. Önümüzdeki bir saat içerisinde bu gülümseme içten, sıcak, belki biraz da mahcup olacak. Bodur tavuk her daim piliçtir. Nerden geldi aklıma şimdi. “Tahir’i Zühre sevmeseydi…” Sevmesin! Şimdi elektrikler kesilecek. Hop! İşte kesildi. Korkmayın. Gelir birazdan. Evet, pek nadir olan bir şey ama …  Bağırmayın canım herkes uyuyordur bu saatte. Mecbur bekleyeceğiz. Asansörde başbaşa kaldık, siz ve ben. Olacak şey değil, evet, olacak şey değil. Rezillik mi? Çekmez, asansörde telefonlar çekmez. Işığını kullanalım, bakın daha iyi değil mi? Ben Tahir, değil tabi Mevlüt. Siz bodur tavuk… Biliyorum Aylin Hanım, karşı daireden. Açık kumral düz saçlı, ele gözlü, dolgun dudaklı, küçük burunlu, ufak tefek, her daim piliç… Her sabah birlikle iniyoruz bu asansörle, tamamen tesadüf tabi. Parfümünüzün keskin kokusu gün boyu burnumda kalıyor. Burnum, evet biraz büyük, cildim mayın tarlası gibi, karayım, çok kara, çok uzun… Kadınların hiç ilgisini çekmiyorum, çirkinim.  Ama tanıyınca başka görecek beni gözleriniz. Tamam, ilk görüşte âşık olunacak bir adam değilim, biliyorum.  Devrim olsaydı, yapabilseydik, hep teoride kaldı. Yapamadık. Üniversitede kızlar deli olurdu bana, hem de güzel kızlar. Öyle güzel konuşurum ki ben. Devrim olsaydı görürdünüz beni, şimdi gördüğünüzden farklı görürdünüz. Kıracaksınız asansörün kapısını. Duymazlar, mecbur bekleyeceğiz elektriklerin gelmesini. Aaa! Oldu mu şimdi Aylin Hanım? Benden size zarar gelmez. Hadi sizinle bir münazara yapalım, kadın ve erkek konulu. İlginizi çekmedi mi? Peki iç güzellik mi, diş güzellik mi? Sizce hangisi daha önemli. Anlıyorum çok yorgunsunuz, bir an önce evinize gidip uyumak istiyorsunuz. Yaa! Ben eşeğim, kusura bakmayın. Alın,  montumun üstüne oturun, oturun oturun. Elektrikler gelene kadar rahat edin, dinlenin. Başbaşayız, çare yok, bu küçücük kabinde siz ve ben, Mevlüt ve Aylin. “Tahir’i Zühre sevmeseydi…” Aklımda saçma bir soru… Bilgiyi arıyorum. Bilgi severim ben. Felsefe, Yunanca, şimdi hatırlayamıyorum, zaten yabancı kelimeleri pek aklımda tutamam, sevgi ve bilgi anlamına gelen iki sözcüğün birleşmesinden oluşmuştur. Bilgi sevgisi anlamına gelir. Düşünürüm. Sorarım. Siz sorar mısınız? Ne sorarsınız? İlginizi çekmedi mi? Size kendimden bahsedeyim o vakit; altı çocuklu bir ailenin dördüncü çocuğuyum. Hakkari’de doğdum. Ailenin tek okuyan bireyiyim. Matematik bölümünde okurken siyasi nedenlerden dolayı atıldım. Sonra maden mühendisliğine girdim. Mühendisim ben. Kadınlar böyle etiketleri sever. Kadınlar hep güçlü erkekleri sever. Eski çağlarda eli kılıç tutan önüne geleni yere seren erkekleri severlermiş. Mesela sizinle çok eskilerde bir çeşme başında karşılasaydık, sizden bir tas su isteseydim, bana âşık olmazdınız. Ama sizi eşkıyaların elinden kurtarıp, onları yere serseydim bana mutlaka ilgi duyardınız. Şimdi güç değişti, zengin erkekleri seviyor kadınlar. Öğrenciyken kitleleri arkamdan sürüklerdim, gücüm bilgiydi. Kadınlar bilgili erkekleri de sever. Sevmez mi? Devrim gerçekleşseydi… Olmadı, yapamadık, teoride kaldı Devrim. Çirkinlik önemli değil, erkek çirkin olsa da olur, güçlü olmalı. Ben güçsüzüm bu dünyada, sizin dünyanızda ben bir hiçim. Bana bir şans verin, tanıyın beni. Tanıyorum ben sizi, annenizle oturuyorsunuz, özel bir okulda öğretmensiniz. İzmirlisiniz. Mecburi hizmetinizi doğuda yapmamak için devlette çalışmıyorsunuz. Neden sevmiyorsunuz bizi? Aslında gitseydiniz çok severdiniz bizim oraları. Sıcacıktır insanları, çok severiz biz sizin gibi dışarıdan gelen insanları. Çok sıkıldınız. Anlıyorum, gelmedi elektrikler. Olsun canım, ne güzel sohbet ediyoruz. Siz de konuşun. Telefonların şarjı bitiyor, birazdan hepten karanlıkta kalacağız. Telaşlanmayın, korkmayın. Sevmiyorsunuz siz beni. “Tahir’i Zühre sevmeseydi…” Dile dolanan bir şarkı gibi beynime dolanmış bir yarım cümle, istemsiz tekrarlıyorum. Bir de Devrim olsaydı diye düşünüyorum, Aylin, Mevlüt’ün gözüne girmek için çabalardı, başbaşa kalabilmek için dolaplar çevirirdi. Başka dünyalar mı dediniz? Biz başka dünyalardanız.  Hangi başka? Benim bildiğim dünya bir tane. Hatta şu anda dünya bu asansörün kabininden ibaret, siz ve benden, bu koca dünyanın içinde bir kutudayız, Aylin ve Mevlüt. “Tahir’i Zühre sevmeseydi…” Başlayacağım şimdi Zühre’ye… Anlıyorum, ben bir böceğim, sizin yanınızda dönüştüm böceğe, bilincimde hiçbir değişiklik olmadığı için bunun farkında değilim. Bu kabinde siz kendinizin yalnız olduğunu düşünüyorsunuz.  Beni görmüyorsunuz, eğilin, başınızı aşağı çevirin ben buradayım. Gregor Samsa… Zaten kendimi ona çok benzetiyorum ona. Ailemin geçimini ben sağlıyorum. Bu yüzden babamın en sevdiği evladıyım. Gregor Samsa’da öyleydi, bir sabah böceğe dönüşene kadar o da kendince önemli biriydi. Sonra… Kafka’dan söz ediyorum. Demek Gregor’u da Kafka’yı da tanımıyorsunuz. Anlıyorum sabrınız taştı, dayanamıyorsunuz. Lavabo mu dediniz? Sıkıştınız. Kurtulacağız, ikimizde kurtulacağız. Birazdan, çok az kaldı. Biliyorum işte. Artık şu sorunun cevabını da biliyorum. Tahir’i Zühre sevmeseydi, Tahir iyi bir insan olmazdı. Sevilince güzelleşir, iyileşir insan. İnsanı insan yapan sevgidir. Montumun üstünden kalkın lütfen.  Hem bodur da olsa, uzun da tavuk tavuktur. Zühre’nin de, Tahir’in de… “İbooo!”

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Gelecek. Birazdan gelecek. Hep bu saatlerde gelir: Neredeyse tüm apartman uyuyup, el ayak çekilince. Keşke hava bu kadar soğuk olmasaydı.  İşte geliyor, bu ayak sesleri ona ait; ince burun, ince topuk. Şimdi görelim kardeşliğini İbo, hayırlı bir iş bu. Bir ıslık çalmalı İbrahim’e, hareket edince asansör indirmeli şalteri. Koşmalı ve son anda, onun ardından binmeli şu asansöre. Tesadüf işte son anda yetiştim hesabı. “İyi geceler.” Bu tebessümünüze bayılıyorum, anlamı ne? Biraz zorlama bir gülümseme. Olsun. Önümüzdeki bir saat içerisinde bu gülümseme içten, sıcak, belki biraz da mahcup olacak. Bodur tavuk her daim piliçtir. Nerden geldi aklıma şimdi. “Tahir’i Zühre sevmeseydi…” Sevmesin! Şimdi elektrikler kesilecek. Hop! İşte kesildi. Korkmayın. Gelir birazdan. Evet, pek nadir olan bir şey ama …  Bağırmayın canım herkes uyuyordur bu saatte. Mecbur bekleyeceğiz. Asansörde başbaşa kaldık, siz ve ben. Olacak şey değil, evet, olacak şey değil. Rezillik mi? Çekmez, asansörde telefonlar çekmez. Işığını kullanalım, bakın daha iyi değil mi? Ben Tahir, değil tabi Mevlüt. Siz bodur tavuk… Biliyorum Aylin Hanım, karşı daireden. Açık kumral düz saçlı, ele gözlü, dolgun dudaklı, küçük burunlu, ufak tefek, her daim piliç… Her sabah birlikle iniyoruz bu asansörle, tamamen tesadüf tabi. Parfümünüzün keskin kokusu gün boyu burnumda kalıyor. Burnum, evet biraz büyük, cildim mayın tarlası gibi, karayım, çok kara, çok uzun… Kadınların hiç ilgisini çekmiyorum, çirkinim.  Ama tanıyınca başka görecek beni gözleriniz. Tamam, ilk görüşte âşık olunacak bir adam değilim, biliyorum.  Devrim olsaydı, yapabilseydik, hep teoride kaldı. Yapamadık. Üniversitede kızlar deli olurdu bana, hem de güzel kızlar. Öyle güzel konuşurum ki ben. Devrim olsaydı görürdünüz beni, şimdi gördüğünüzden farklı görürdünüz. Kıracaksınız asansörün kapısını. Duymazlar, mecbur bekleyeceğiz elektriklerin gelmesini. Aaa! Oldu mu şimdi Aylin Hanım? Benden size zarar gelmez. Hadi sizinle bir münazara yapalım, kadın ve erkek konulu. İlginizi çekmedi mi? Peki iç güzellik mi, diş güzellik mi? Sizce hangisi daha önemli. Anlıyorum çok yorgunsunuz, bir an önce evinize gidip uyumak istiyorsunuz. Yaa! Ben eşeğim, kusura bakmayın. Alın,  montumun üstüne oturun, oturun oturun. Elektrikler gelene kadar rahat edin, dinlenin. Başbaşayız, çare yok, bu küçücük kabinde siz ve ben, Mevlüt ve Aylin. “Tahir’i Zühre sevmeseydi…” Aklımda saçma bir soru… Bilgiyi arıyorum. Bilgi severim ben. Felsefe, Yunanca, şimdi hatırlayamıyorum, zaten yabancı kelimeleri pek aklımda tutamam, sevgi ve bilgi anlamına gelen iki sözcüğün birleşmesinden oluşmuştur. Bilgi sevgisi anlamına gelir. Düşünürüm. Sorarım. Siz sorar mısınız? Ne sorarsınız? İlginizi çekmedi mi? Size kendimden bahsedeyim o vakit; altı çocuklu bir ailenin dördüncü çocuğuyum. Hakkari’de doğdum. Ailenin tek okuyan bireyiyim. Matematik bölümünde okurken siyasi nedenlerden dolayı atıldım. Sonra maden mühendisliğine girdim. Mühendisim ben. Kadınlar böyle etiketleri sever. Kadınlar hep güçlü erkekleri sever. Eski çağlarda eli kılıç tutan önüne geleni yere seren erkekleri severlermiş. Mesela sizinle çok eskilerde bir çeşme başında karşılasaydık, sizden bir tas su isteseydim, bana âşık olmazdınız. Ama sizi eşkıyaların elinden kurtarıp, onları yere serseydim bana mutlaka ilgi duyardınız. Şimdi güç değişti, zengin erkekleri seviyor kadınlar. Öğrenciyken kitleleri arkamdan sürüklerdim, gücüm bilgiydi. Kadınlar bilgili erkekleri de sever. Sevmez mi? Devrim gerçekleşseydi… Olmadı, yapamadık, teoride kaldı Devrim. Çirkinlik önemli değil, erkek çirkin olsa da olur, güçlü olmalı. Ben güçsüzüm bu dünyada, sizin dünyanızda ben bir hiçim. Bana bir şans verin, tanıyın beni. Tanıyorum ben sizi, annenizle oturuyorsunuz, özel bir okulda öğretmensiniz. İzmirlisiniz. Mecburi hizmetinizi doğuda yapmamak için devlette çalışmıyorsunuz. Neden sevmiyorsunuz bizi? Aslında gitseydiniz çok severdiniz bizim oraları. Sıcacıktır insanları, çok severiz biz sizin gibi dışarıdan gelen insanları. Çok sıkıldınız. Anlıyorum, gelmedi elektrikler. Olsun canım, ne güzel sohbet ediyoruz. Siz de konuşun. Telefonların şarjı bitiyor, birazdan hepten karanlıkta kalacağız. Telaşlanmayın, korkmayın. Sevmiyorsunuz siz beni. “Tahir’i Zühre sevmeseydi…” Dile dolanan bir şarkı gibi beynime dolanmış bir yarım cümle, istemsiz tekrarlıyorum. Bir de Devrim olsaydı diye düşünüyorum, Aylin, Mevlüt’ün gözüne girmek için çabalardı, başbaşa kalabilmek için dolaplar çevirirdi. Başka dünyalar mı dediniz? Biz başka dünyalardanız.  Hangi başka? Benim bildiğim dünya bir tane. Hatta şu anda dünya bu asansörün kabininden ibaret, siz ve benden, bu koca dünyanın içinde bir kutudayız, Aylin ve Mevlüt. “Tahir’i Zühre sevmeseydi…” Başlayacağım şimdi Zühre’ye… Anlıyorum, ben bir böceğim, sizin yanınızda dönüştüm böceğe, bilincimde hiçbir değişiklik olmadığı için bunun farkında değilim. Bu kabinde siz kendinizin yalnız olduğunu düşünüyorsunuz.  Beni görmüyorsunuz, eğilin, başınızı aşağı çevirin ben buradayım. Gregor Samsa… Zaten kendimi ona çok benzetiyorum ona. Ailemin geçimini ben sağlıyorum. Bu yüzden babamın en sevdiği evladıyım. Gregor Samsa’da öyleydi, bir sabah böceğe dönüşene kadar o da kendince önemli biriydi. Sonra… Kafka’dan söz ediyorum. Demek Gregor’u da Kafka’yı da tanımıyorsunuz. Anlıyorum sabrınız taştı, dayanamıyorsunuz. Lavabo mu dediniz? Sıkıştınız. Kurtulacağız, ikimizde kurtulacağız. Birazdan, çok az kaldı. Biliyorum işte. Artık şu sorunun cevabını da biliyorum. Tahir’i Zühre sevmeseydi, Tahir iyi bir insan olmazdı. Sevilince güzelleşir, iyileşir insan. İnsanı insan yapan sevgidir. Montumun üstünden kalkın lütfen.  Hem bodur da olsa, uzun da tavuk tavuktur. Zühre’nin de, Tahir’in de… “İbooo!”

Ödülümü almak için, sahneden adım anons ediliyor. Alkışlar eşliğinde çıkıyorum. Birinci olmuşum. Ne heyecan, ne mutluluk. Başlangıç yapıyorum. “Bu ödülün benim için anlamı çok büyük. İnsan ellisine doğru yürürken başlangıç yapmak zordur. Ama imkânsız da değildir. Beni layık gördüğünüz bu ödül bunun kanıtı. Bu ödül benim başlangıcım olacak. Ben Gülhane Park’ında bir ceviz ağacıydım, sonunda birileri bunu fark etti. Evet, yüzlerce ağacın arasından beni fark ettiler. Teşekkürler, teşekkürler” Alkışlar… Mutluluk gözyaşlarım yanağımdan süzülüyor. Tam buraya çizgi filmlerde ki hezimet müziği istiyorum. Yönetmenim duydun mu? Yukarıdaki olay tamamen benim hayalim. Gerçekleşmedi. Hâlbuki elimden geleni yapmış, evrene güzel mesajlar yollamış, tanrıdan da tüm kalbimle yardım etmesini dilemiştim. Ne o?! Yıkılacağımı mı sandınız ? Vaz mı geçmeliydim? Ben sizin beni takdir etmenizi çok mu önemsiyorum? Peki, tamam, önemsiyorum. Farkında olduğumdan daha çok önemsiyormuşum. İsmimin kazananlar listesinde olmadığını görünce yıkıldım. Boğazım kurudu, bir an vazgeçtim her şeyden. Vazgeçmeyeceğim. Elimde kalan son umut bu, yazmak. Üstelik zamanla ölmesi mümkün olmayan bir umut bu. Güneş benim için her gün yeniden yeniden doğacak. Artık genç değilim. Gelecek, yollar, seçimler bu kelimeler hayatımdan yavaş yavaş çıkıyorlar. On dokuz yaşında, güzel bir Mayıs günü, Taksim’de ki parkın banklarından birinde otururken, içimde kaynaşan onlarca umudun çığlığını bir daha duyabilir miyim? Umut, ne çok severim bu kelimeyi. Menopoza girdim umut. Kendi umutlarımı doğuramam artık. İçimde kaynaştığınız o günler çok geride kaldı. Size iyi bakamadım, büyütemedim sizi. Şimdi bir menopoz umudum var: YAZMAK. Korkma umut seni kaybetmeyeceğim. Eskisi gibi toy değilim artık. Çok iyi bakacağım sana, sen benim içimi yeniden kıpırdattın, güneşimi geri getirdin. Tamda şimdi, bu gün haykırmak istiyorum. “ Benim bir UMUDUM var.” Samimiyetle yazacağım. Gerçekten samimi olmayı başarabilen bir insanın duyguları, düşünceleri ne kadar basit olursa olsun onunla alay edilemez, küçümsenemez. Samimiyetin daha aşağısı olamaz. Başlangıç yapıyorum dostlar. Tek bir okuyucum olsa bile fark etmez. O okuyucuyu bulmak çok zaman alsa da fark etmez. Beklerim. Şu güzel dizelerle çağırıyorum seni. “Gel,gel, ne olursan ol yine gel, İster kafir, ister mecusi, İster puta tapan ol yine gel, Bizim dergahımız, ümitsizlik dergahı değildir, Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel…” KASIM 2018

One Comment on “ASANSÖRDE

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: