MUM

“Ateşe verin bunu, yakın,” Genç imam okulun kapısına siper etmişti kendini. “Ey ahali durun, dellendiniz mi siz? Devletin memuruna… Allah’ını seven geri dursun. Günah.”Taş yağmuru durmuyordu, kafasını kollarıyla korumaya çalışan imam mecbur geri çekildi. Cam çerçeve ne varsa hepsi aşağı inmişti. Kara Mustafa’nın Hasan koşarak camdan içeri daldı. Dakka sürmedi geri çıktı girdiği yerden. Toplanan kalabalık Hasan’a bakıyordu. “Ölmüş kafir,” dedi. Kimseden çıt çıkmıyordu. Kalabalık en arkadan dağılmaya başladı. Daha demin, “Ateşe verin, yakın kafiri,” diye bağıran Koca Yusuf, dudaklarını oynatarak dualar okuya okuya olay yerini terk edenlerin başındaydı. Elleri kanlı Hasan okulun önünde dikiliyordu. Kara Mustafa karısına,” Kız kap getir oğlanı candarma gelmeden. Kan tuttu ellam,” dedi. Kendisi de arkasına bakmadan kalabalığı yararak evin yolunu tuttu.

“Kendi göbeğinizi kendiniz kesin Halim Ağa,” dedi ilçe başkanı. Len, ben bu köylülere seçimlerde, “Başka partiye oy çıkmasın, yakarım hepinizi,” dedim de tulum çıkardım sizin partiye. Benim işimi siz görmeyin bakalım. Bir götü boklu öğretmennen baş edemeyecek mi Halim Ağa. Görsün bakalım o, köylüyü bana karşı kışkırtmak neymiş anlasın bakalım. Ben o köylünün tükrüğüynen boğdurmasını bilirim elbet onu. Ne dedi ilçe başkanı, “Din elden gidiyor de, terörist de, olmadı ırz düşmanı de. Köylüyü düşman et. Milli eğitime gidip kulağını çektiririm ben yine de. Kesersin sen Halim Ağa, kendi göbeğini kesersin. Akıllı adamsın sen.” Akıllıyın tabi.

“Gelin! Gelin!” diye bağırıyordu Davut Ağa. Gelin duyuyordu da duymazdan geliyordu. “Kocamış it, ne bağırıyo yine? Güllü bak şu dedene,” Güllü bir koşu gidip döndü,”Aptes alacağımış, su istiyo.  Birde bubama şipariş ettiği şeyleri soruyo,” dedi. Fatma gelin tiksintiyle, “Allah’ın cezası koca köpek. Almamış bubam senin siparişleri de. Toplayacak köyün çocuklarını, bir iki şekere, lokuma oralarını buralarını mıncıklayacak. Gebermedi gitti. Götünün bokuynan bi de aptes alıp namaz gıleceğmiş,” Leğendeki hamuru hınçla yoğurdu Fatma gelin.

“Beni bak Koca Yusuf,”didim. “Nedir bu köyün hali,” Hemen zangırdadı it, “Ne varmış Halim Ağam köyün halinde,” didi. “Hele bir yiyelim yemeğimizi de, horoz kestirdim sana, konuşuruz. Emme bilesin heç hoşuma getmeyo bu durum,” dedim. Bizim garı suratı beş karış kurdu sofrayı, “Ne o gız?” didim. Benim derdim başımdan aşmış, böyle giderse tarlalarda çalışecek adam bulameycez. Bizim garının derdi bubamın istediği üç kuruşluk zerzavatta. Adam bebeleri sevindiriyo. Koca Yusuf olmasa indiri vercem zumzuğu kafasına… Yedirdim Yusuf’a horozu, verdim arkasından fiyakalı bi cığara. Bu işi yapsa yapsa bu Koca Yusuf yapar. Köylü onu imamdan çok sayar sever. Eskiden devletin imamı mı vardın. Bu Koca Yusuf’un bubası, dedesi hep hocaydı. Dedesinin nefesi öyle kuvvatlıymış ki kötürümü ayağa dikermiş. Aldım sazı elime, verdim öğretmene, gari ne dinsizliği kaldı, ne teröristliği. Gitsin şimdi, gitsin de köy kahvesine bire bin katıp anlatıversin bu koministi. “Ey ahali din elden gideyo,” desin.

Az önce kulağıma çalınan müzik sesi beni çok çok eskilere, elektriğin keşfedildiğinden habersiz yaşayan insanların arasına götürdü. Yeniden oradaydım. Pilli bir radyodan geliyordu o ezgi. Toprak damlı, toprak tabanlı bir evin yüksekçe sekisine uzanmış, şapkasını yüzüne düşürmüş yaşlı bir adam kulağını radyoya dayamış, benim anlamadığım dildeki ezgiyi dinliyor. Buruk bir tadı var o anın. Dilini anlamadığım ezgi de buruk, bir ölünün ardından yakılan ağıt gibi. Sekinin bir köşesinde, gaz lambasının altında oturan yaşlı bir kadın da elini başına dayamış hafif hafif sallanıyor. Dışarıdan köpek havlamaları karışıyor bu ezgiye. Bir zamanlar ben de oradaydım, kapı eşiğinden ya da baca deliğinden bakıyordum onlara. “Mum tükeneceğini bile bile neden yanar bilir misin oğul,” derdi dedem. Ben bakardım dedeme, “Etrafını aydınlatmak için,” diye kendi cevaplardı sorusunu. Okuması yazması yoktu dedemin ama bilge biriydi dedem. Tüm çocuklarını, beş kız, üç oğlu vardı, okutmuştu. O zamanlar kızlarını okula gönderdiği için çok üstüne gitmişler, konuşmamışlar dedemle, orospu demişler halamlara. Yolundan dönmemiş dedem. Dedemden yıllar sonra benim dönmemi istiyorlar yolumdan. Milli eğitim müdürü çağırtmış, köylüleri kışkırtıyormuşum. Benim işim bu muymuş? “İşine bak oğlum sen, okuma yazmanı öğret, toplamanı, çıkartmanı öğret. Sana ne köylünün mağduriyetinden. Güzide dağ köylerinden birinde aldırtma soluğu kendine. İşine bak. Bir daha hakkında şikâyet duymak istemiyorum,” dedi. Ağaya kulluk bizim oralara mahsus sanırdım. Ellerindeki tüm toprağı vermişler Halim Ağa’ya, “İcarladık,” diyorlar. Kiralamışlar yani. Halim Ağa yıllık üç kuruşa almış ellerindekini, bunları da kendi topraklarında amele etmiş. “Ne yapalım örtmen, bizim traktör alçek paramız mı var? Hem Halim Ağa da toprak mı yok? Biz vermesek ne olcek,” diyorlar. Birlik olun dedim muhtara, kooperatif kurun, önce bir traktör alırsınız, eker, biçer, satar kazancınızı bölüşürsünüz. Böyle verimli toprak başkasına bırakılır mı, taş ek filizlensin. “Nası olcek?” dediler. Kooperatifçiliği anlattım, bununla ilgili dergiler, dokümanlar istedim eşten dosttan. Köy kahvesinde okudum, anlattım. Yanıyorum dedem yanıyorum, tükenme pahasına, aydınlatmak için yanıyorum.

Olcek şey mi bu? Din düşmanı mıymış bu adam? Adam sandıydık biz de. Bize akıl vereyo bi de, “Bir olun, birlik olun, koperetif,” deyo. Sana mı kaldı bizim birliğimiz, beraberliğimiz. Kürt bu len. Onu da Allah yarattı dedik emme, bizim bebeleri askerde bunlar kıreyo. Bize öğtmen diye gönderecek başka adam bulamadınız mı? Bebelerimizi emanet ediyoz ya biz buna. “Bizde seni akıllı bir adamsın deyi mıhtar yaptık,” dedi Halim Ağa. Bi zoruma getti ki. Haklı adam, geçen postalarına baken dedim, Laik Cumhuriyet yazeyodu. Nedir Laik, kafir demektir, dinsiz demektir. Mıhtar olduysak, boşa olmadık ya. Kara Mustafa’nın Hasan’ı çağırdım, delidir az, “Topla len gençleri,” didim. “Görünü verin bu dinsize bi yol.”

Halim Ağa razı olur mu heç, Güllü’yü verir mi bana. Biz bu öğretmenin dediğini yapı versek, dediği gibi çok para kazansak, çekiversem altıma bir otomobil, atsam Güllü’yü otomobile, ver elini kasaba. Gıyarım nikahı, Güllü’nün gönlü bende nasılsa. Ne deyecek ki sonrasında Halim Ağa. Deli Hasan’ı bascek bağrına mecbur damat deyi. Bir yolunu bulcem Halim Ağa’nın gözüne girmenin, Güllü’yü almanın bir yolunu bulcem.

Geberdi sonunda ırz düşmanı. Yedisi çıkasıya yemekler yaptırcem. Davut Ağanın hayrına değil, köyün çocukları hayrına. Yeni gelinkene ne zaman eğili versem getirip dayardı kopasıcasını ardıma. Bir gün canıma tak didide “Host!” diye kaktırı verdim, arka üstü yuvarlanı verdi yere. O oldu, bi daha yaklaşamadı gavur bana. Ne oldu, çoluk çocuğa sardı gavur. “Oturman dedenizin kucağına, gelin beri,” diye diye böyüttüm bebelerimi. Allahım sana şükürler olsun, kurtulduk.

Hakim, Alyazma köyünde bir cenaze töreni sırasında ayaklanarak genç öğretmenin ölümüne sebep olan karşısındaki bir gurup sanığa soruyordu;

Hakim: Neden taşladınız öğretmeni?

Hasan: Çünkü Laikti.

Hakim: Sen ne biliyorsun Laiklik hakkında?

Hasan: Benim okumam yoktur.

Hakim: Muhtar sen söyle neden öldürdünüz öğretmeni?

Muhtar: Kominist kominist konuşuyodu.

Hakim: Ne söylüyordu?

Muhtar: Birlik deyyodu, koperetif deyodu.

Hakim: Yusuf ne diyeceksin bu konuda?

Koca Yusuf: Kafirdi Hakim bey.

Hakim: Nasıl anladın kafir olduğunu?

Koca Yusuf: Okuduklarından Hakim Beyim.

Hakim: Ne okuyordu?

Koca Yusuf: Benim de okumam yoktur.

Hakim: Peki kızım sen ne diyeceksin?

Fatma: Irz düşmanıydı Hakimim.

Hakim: Ne yaptı sana?

Fatma: Töbe, bana elleşmedi. Bebelerin oralarını buralarını sıkıştırırmış kör olası.

Mum yanarak tükendi. Yakılacak yeni mun var mı?

Ödülümü almak için, sahneden adım anons ediliyor. Alkışlar eşliğinde çıkıyorum. Birinci olmuşum. Ne heyecan, ne mutluluk. Başlangıç yapıyorum. “Bu ödülün benim için anlamı çok büyük. İnsan ellisine doğru yürürken başlangıç yapmak zordur. Ama imkânsız da değildir. Beni layık gördüğünüz bu ödül bunun kanıtı. Bu ödül benim başlangıcım olacak. Ben Gülhane Park’ında bir ceviz ağacıydım, sonunda birileri bunu fark etti. Evet, yüzlerce ağacın arasından beni fark ettiler. Teşekkürler, teşekkürler” Alkışlar… Mutluluk gözyaşlarım yanağımdan süzülüyor. Tam buraya çizgi filmlerde ki hezimet müziği istiyorum. Yönetmenim duydun mu? Yukarıdaki olay tamamen benim hayalim. Gerçekleşmedi. Hâlbuki elimden geleni yapmış, evrene güzel mesajlar yollamış, tanrıdan da tüm kalbimle yardım etmesini dilemiştim. Ne o?! Yıkılacağımı mı sandınız ? Vaz mı geçmeliydim? Ben sizin beni takdir etmenizi çok mu önemsiyorum? Peki, tamam, önemsiyorum. Farkında olduğumdan daha çok önemsiyormuşum. İsmimin kazananlar listesinde olmadığını görünce yıkıldım. Boğazım kurudu, bir an vazgeçtim her şeyden. Vazgeçmeyeceğim. Elimde kalan son umut bu, yazmak. Üstelik zamanla ölmesi mümkün olmayan bir umut bu. Güneş benim için her gün yeniden yeniden doğacak. Artık genç değilim. Gelecek, yollar, seçimler bu kelimeler hayatımdan yavaş yavaş çıkıyorlar. On dokuz yaşında, güzel bir Mayıs günü, Taksim’de ki parkın banklarından birinde otururken, içimde kaynaşan onlarca umudun çığlığını bir daha duyabilir miyim? Umut, ne çok severim bu kelimeyi. Menopoza girdim umut. Kendi umutlarımı doğuramam artık. İçimde kaynaştığınız o günler çok geride kaldı. Size iyi bakamadım, büyütemedim sizi. Şimdi bir menopoz umudum var: YAZMAK. Korkma umut seni kaybetmeyeceğim. Eskisi gibi toy değilim artık. Çok iyi bakacağım sana, sen benim içimi yeniden kıpırdattın, güneşimi geri getirdin. Tamda şimdi, bu gün haykırmak istiyorum. “ Benim bir UMUDUM var.” Samimiyetle yazacağım. Gerçekten samimi olmayı başarabilen bir insanın duyguları, düşünceleri ne kadar basit olursa olsun onunla alay edilemez, küçümsenemez. Samimiyetin daha aşağısı olamaz. Başlangıç yapıyorum dostlar. Tek bir okuyucum olsa bile fark etmez. O okuyucuyu bulmak çok zaman alsa da fark etmez. Beklerim. Şu güzel dizelerle çağırıyorum seni. “Gel,gel, ne olursan ol yine gel, İster kafir, ister mecusi, İster puta tapan ol yine gel, Bizim dergahımız, ümitsizlik dergahı değildir, Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel…” KASIM 2018

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: