Küçük bir oda, yerde ince kir içinde bir şilte, bir grup çocuk bu şiltenin üstünde birbirlerinin içine çeçmişler soğuktan. Yüzlerini görüyoruz bazılarının, kirli, zayıf, saçları hiç tarak görmemiş gibi. Üstlerine örttükleri ince, pis örtüyü çekiştirip duruyorlar. Odadaki iki kanatlı camın bir kanadı kırık. Kırık yer bezlerle tıkanmış. Bir köşede iki üç kirli kap, iki yaşlarında bir kız çocuğu bu kapları yalıyor, ayakları çıplak, altındaki yırtık pijaması ıslak, ağzından buhar çıkararak ağlamaya başlıyor. Beş altı yaşında bir oğlan çabucak çıkıyor örtünün altından, ağlayan kız çocuğunu kapıp örtünün altına götürüyor. Yeniden kenetleniyorlar, daha sıkı. Kapıdan ses geliyor, örtü heyecanla açılıyor, dört irili ufaklı çocuk çıkıyorlar, heyecanla kapıya seğirtiyorlar. Açılan kapıdan giren kadın perişan görünüyor, sırtında kamburu andıran bir kabartısı, başında sıkı sıkı sarılmış bir örtüsü, üstünde kat kat etekler, ayağında farklı ayakkabılar,  eski bir battaniye parçasına sarınmış. Üstteki eteğinin uçlarını elinde tutuyor, içinde taşıdığı şeyleri şiltenin üstüne boşaltıyor, pörsümüş, yarı çürük meyveler, sebzeler, yeşillikler saçılıyor. Çocuklar saldırıyor bunlara, az önce kapları yalayan iki yaşındaki kız bir patlıcanı ısırmaya çalışıyor, biraz zorlamayla bir lokma koparmayı başarıyor. Kadın yorgun oturuyor şiltenin ucuna, üstündeki battaniye parçasını atıyor sırtından, bir bebeğin yüzü görünüyor, başı yana düşmüş. Kadın bebeği bağladığı bağı çözüyor belinden. İndiriyor bebeği, kucağına alıyor. Tepkisiz bebeğin çenesinden tutup başını sarsıyor. Bebek tepkisiz. Yavaşça yere bırakıyor kucağındakini. Kadının yüzünü görüyoruz, bir tepki arıyor kamerayı tutan el, anlamak zor. Kadın başını diğer çocuklara çeviriyor, birbirlerinin elinden kapıp yemeğe devam ediyorlar, iştahla. Kadının eli cebine giriyor, çıktığında elinde sigara izmaritlerini görüyoruz. En iyi durumda olanı seçiyor, çatlakları kan pıhtısı dolu, tırnakları kara eller. Dudaklarını aralayıp arasına sıkıştırıyor bu izmariti, yakıyor bir çakmakla. Dumanını derin derin çekiyor, izmariti dudaklarının arasından alıyor, üflüyor dumanı gözlerini kısarak, bakıyor izmaritin boyuna.

Bileklerine kadar uzanan beyaz, boydan bol elbisesi, ayakları çıplak, uzun siyah saçları dağınık bir kadın. Elleri bileklerinden birbirine bağlanmış bir halatla. Halatın ucunu bir adam elinde tutuyor. Yukardan kuş bakışı görüyoruz bunu, etrafları kadın, erkek, çocuk kalabalığıyla sarılı. Bağırıyor kalabalık. İniyor kamera aşağıya, kalabalığın yüzlerinde dolaşıyor hızla, bir kadın ağız dolusu tükürüyor. Elleri bağlı kadının saçlarının altından görünen korku dolu gözlerini görüyoruz. Halatı tutan adam, “Yürü!” diyor halatı hoyratça çekerek. Yeniden kuş bakışı görüntü, kadını sürükleyerek götürüyor adam, kalabalığı yarıyor. Kalabalık bağırıyor. Kadın ayak diriyor, adam çekiyor. Yere düşüyor kadın, kalabalıktan kopan birkaç kişi tekmeliyor kadını. Halatı tutan adam elini havaya kaldırarak bağırıyor kalabalığa, “Durun!” Kolundan tutup kaldırıyor kadını, başka bir adamda öbür kolundan tutuyor. Biraz ilerleyince görüntüye giren zeytin ağacının gövdesine bağlıyorlar kadını, sıkı bağlandığından emin olunca uzaklaşıyorlar kalabalıkla beraber. Uzaklaşan kalabalık bir yerde duruyor, kadının bağlı olduğu yöne dönüyorlar hep birden. Kamera onlara yaklaşıyor, sessizler,  birkaç çocuğun arkalardan öne geçmeye çalıştığı seçiliyor. Kalabalığın önünde yığılı taşlara kilitleniyor kamera. Ağaca bağlı kadındayız, yüzünü kapatan saçlarını baş hareketiyle arkaya savurmaya çalışıyor. Kalabalığı daha net görmek istiyor. Boğuk bir sesle bileklerindeki halattan kurtulmak için çabalıyor. Bilekleri, yalnız onları görüyoruz, incecik, kopacak gibi, bereli. Boğuk sesi merhamet dilemiyor, ağlamıyor. Kalabalıktayız, çıt yok. Halatı çeken adam bir kadını kalabalıktan öne çıkarıyor yerden bir taş alıp onun eline veriyor. Kadın bir taşa bakıyor bir karşıya, yüzünde hiçbir ifade yok. Öylece bekliyor. Kapıyor biri yerden bir taş, fırlatıyor. Taş havada süzülerek zeytin ağacına bağlı kadına ulaşıyor. Dirseğiyle kafasını kollayan kadının koltuk altına isabet ediyor. Acı bir feryat çıkıyor kadının ağzından. Taşlar yağıyor, yağıyor. Beyaz entarisi kırmızıya dönüyor yavaş yavaş, feryadı iniltiye. Bacaklarının üstünde duramıyor, elleri asılı, başı önüne düşmüş, sessizliğe bürünüyor. Taş yağmuru dinmiyor. İnen her taşla sarsılıyor beden. Kalabalığın önündeki taş yığını yok olmuş. Son taşı fırlatıyor bir oğlan çocuğu, ulaşmıyor ağaca. Koşup alıyor taşı düştüğü yerden bir adam, fırlatıyor tüm gücüyle. Taşı takip ediyor kamera, kollarının arasından öne sarkmış başa isabet ediyor, sallanıyor kanlı baş bedenle beraber. Zeytin ağacının etrafı taş yığını olmuş. Dönüyor kamera ağacın etrafında. Döne döne çıkıyor yukarı. Geniş acıdan görüyoruz her şeyi. Kalabalık dağılıyor.  Tek bir kişi kalıyor geride. Kamera iniyor onun üstüne, eline ilk taş tutuşturulan kadın bu. Taş hala elinde.

Bir yıkıntı, yalnızca taş duvarları kalmış. Bir zamanlar yuvaymış, bazı eşyalar görülüyor yıkıntıların arasından. Elleri arkadan bağlı bir adam dizlerinin üstünde oturuyor. Dayak yemiş, gözünün biri tamamen kapanmış, yüzü kan içinde, gömleğinin üst kısımları da kanlı, saçları tozdan gri görünüyor. Üniformalı insanlar var etrafında. Kamera dolaşıyor, genç bir kadın iki çocuğunu sımsıkı kucaklamış, ağlamaktan helak olmuş şiş gözlerinde korku, etrafına bakıyor. Bir araba sesi duyuluyor, Üniformalılar hareketleniyorlar. Yıkık kapıdan başka üniformalılar giriyor. Biri farklı, bol apoletli, saygıyla ellerini başlarına siper edip selamlıyorlar onu. Bol apoletli soruyor başıyla. Cevaplıyorlar hayır anlamında. Deri eldivenlerini takıyor apoletli, yaklaşıyor elleri bağlı adama, bir yumruk indiriyor yüzüne. Bir kandamlası, kadının feryadı eşliğinde sıçrıyor apoletlinin gömlek koluna. Eli acıyor apoletlinin sallıyor havada, kan lekesini görüyor o anda. Bir tekme savuruyor adamın yüzüne, adam yere yuvarlanıyor. Mendil veriyorlar apoletliye, siliyor kolundaki lekeyi. Leke inatçı çıkmıyor. Leke çıkmayınca daha çok kızıyor apoletli, başıyla işaret veriyor. Annenin kucağındaki çocuklardan birini alıyorlar, annenin feryadı yankılanıyor, apoletli lekeyi siliyor hınçla, bir silah sesi duyuluyor, feryatlar yürek yakıcı. Apoletli, lekeyle mücadele ederek çıkıyor, leke inatçı, arkadan dört el silah daha patlıyor.

Güzel bir oturma odasında, kanepede yetişkin bir adam ve altı, yedi yaşlarında bir çocuk oturuyorlar.  Kamera yüzlerinde, ilgiyle, dikkatle bakıyorlar karşıya. Çocuk biraz korkuyla sokuluyor adama. Kamera baktıklara yöne dönüyor, siyah camda yavru bir ceylan bacakları titreyerek kalmış bozkırın ortasında, uzaklaşan sürünün gerisinde. Yırtıcılar sarmış etrafını. Çocuğun sesi duyuluyor, “Baba, onu öldürecekler mi? Bu filmi çeken adam kurtaracak onu değil mi baba? İzin vermez o, öldürmelerine engel olur.” Yavru ceylanın üstüne üşüşüyor yırtıcılar. Debelenen ayakları görülüyor. Çocuk korku dolu bir umutla atılıyor, “Gerçek değil bu, film için yapıyorlar değil mi baba? O yavru ceylan aslında ölmedi demi baba? Orada kameraman var, başka adamlar var biz görmüyoruz ama var demi baba?” Kamera babayla çocuğa dönüyor, baba çocuğa sarılıp yanaklarından öpüyor ve siyah camın görüntüsünü değiştiriyor. Kamera yeniden siyah cama dönüyor, bir animasyonda kedi akıllı bir fareyi kovalıyor.

 

 

Ödülümü almak için, sahneden adım anons ediliyor. Alkışlar eşliğinde çıkıyorum. Birinci olmuşum. Ne heyecan, ne mutluluk. Başlangıç yapıyorum. “Bu ödülün benim için anlamı çok büyük. İnsan ellisine doğru yürürken başlangıç yapmak zordur. Ama imkânsız da değildir. Beni layık gördüğünüz bu ödül bunun kanıtı. Bu ödül benim başlangıcım olacak. Ben Gülhane Park’ında bir ceviz ağacıydım, sonunda birileri bunu fark etti. Evet, yüzlerce ağacın arasından beni fark ettiler. Teşekkürler, teşekkürler” Alkışlar… Mutluluk gözyaşlarım yanağımdan süzülüyor. Tam buraya çizgi filmlerde ki hezimet müziği istiyorum. Yönetmenim duydun mu? Yukarıdaki olay tamamen benim hayalim. Gerçekleşmedi. Hâlbuki elimden geleni yapmış, evrene güzel mesajlar yollamış, tanrıdan da tüm kalbimle yardım etmesini dilemiştim. Ne o?! Yıkılacağımı mı sandınız ? Vaz mı geçmeliydim? Ben sizin beni takdir etmenizi çok mu önemsiyorum? Peki, tamam, önemsiyorum. Farkında olduğumdan daha çok önemsiyormuşum. İsmimin kazananlar listesinde olmadığını görünce yıkıldım. Boğazım kurudu, bir an vazgeçtim her şeyden. Vazgeçmeyeceğim. Elimde kalan son umut bu, yazmak. Üstelik zamanla ölmesi mümkün olmayan bir umut bu. Güneş benim için her gün yeniden yeniden doğacak. Artık genç değilim. Gelecek, yollar, seçimler bu kelimeler hayatımdan yavaş yavaş çıkıyorlar. On dokuz yaşında, güzel bir Mayıs günü, Taksim’de ki parkın banklarından birinde otururken, içimde kaynaşan onlarca umudun çığlığını bir daha duyabilir miyim? Umut, ne çok severim bu kelimeyi. Menopoza girdim umut. Kendi umutlarımı doğuramam artık. İçimde kaynaştığınız o günler çok geride kaldı. Size iyi bakamadım, büyütemedim sizi. Şimdi bir menopoz umudum var: YAZMAK. Korkma umut seni kaybetmeyeceğim. Eskisi gibi toy değilim artık. Çok iyi bakacağım sana, sen benim içimi yeniden kıpırdattın, güneşimi geri getirdin. Tamda şimdi, bu gün haykırmak istiyorum. “ Benim bir UMUDUM var.” Samimiyetle yazacağım. Gerçekten samimi olmayı başarabilen bir insanın duyguları, düşünceleri ne kadar basit olursa olsun onunla alay edilemez, küçümsenemez. Samimiyetin daha aşağısı olamaz. Başlangıç yapıyorum dostlar. Tek bir okuyucum olsa bile fark etmez. O okuyucuyu bulmak çok zaman alsa da fark etmez. Beklerim. Şu güzel dizelerle çağırıyorum seni. “Gel,gel, ne olursan ol yine gel, İster kafir, ister mecusi, İster puta tapan ol yine gel, Bizim dergahımız, ümitsizlik dergahı değildir, Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel…” KASIM 2018

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: