“Dünya’nın dönme hızı yavaşlıyor,” dediler. Yok, böyle demediler, sakladılar bunu insanlardan. Dünya yavaş yavaş duracak ve bu insanlığın sonu olacaktı. Dünya’nın her yerinden bilim adamları bir araya gelmiş ama yapabilecekleri hiçbir şey olmadığına karar vermişler, Dünya durmaya mahkûmmuş, bu hızla giderse birkaç ay sonra tamamen duracakmış. Anlamışlardı zaten, biraz akıllı olanları yani, Güneş daha geç doğup daha geç batıyordu. Açıkladılar sonunda tüm gerçeği, “Sakin olun ve aldattığınız güzel insanlardan af dileyin, itiraf edin tüm pisliklerinizi, Dünya kaçınılmaz bir sona doğru sürükleniyor. Çok az zamanımız kaldı.” Şimdilerde kimse hatırlamıyor bu açıklamayı, yalnız ben hatırlıyorum. Açıklamanın ardından yaşanan kargaşayı da unutmuşlar.

Kimse farkında değil bu garipliğin, yalnız ben…

Dünya durdu. Sonra, kısa bir süre sonra yeniden dönmeye başladı ama bu kez ters yöne. Artık Güneş batıdan doğup doğudan batıyor. İnsanlar önce ölüyor, sonra doğuyor, önce cinayeti işleyip sonra sebebini yaşıyor, önce boşanıyor, sonra evleniyor, önce yaşlı, sonra genç, sonra bebek, sonra fetüs, sonra da yok oluyor. İleriye doğru yürümüyor hiçbir canlı, geriye doğru atıyorlar adımlarını. Binalar inşa edilmiyor artık, her geçen gün azalıyorlar, ustalar inşa eder gibi söküyorlar tuğlaları. Gelecek diye bir şey yok attık, yalnızca geçmiş.

Kimse farkında değil bu garipliğin, yalnız ben…

Babaannem duyduğu ilginç şeyler karşısında başını iki yana sallar ve “Dünya tersine mi dönüyor Çiçeğim,” derdi. Ben,”Nasıl yani nene? Dünya’nın içi dışına mı çıkıyor?” derdim. “Öyle değil balam,” işaret parmağını başının etrafında bir tur attırıp sonra tersine döndürürdü, “Aha böyle.” Zengin bir ağaymış babaannemin babası, üç kız kardeşmişler, üçü de birbirinden güzel. Yanlarında çalışan genç bir yanaşma nasıl olmuşsa gün gün zenginleşmiş. Babaannemin ağa babası da gün gün fakirleşmiş. Öyle ki gün gelmiş hayatta kalabilmek için en güzel kızını bu yanaşmaya vermek zorunda kalmış. Ayaklar baş, başlar ayak olmuş. “Nasıl olmuş nene bu?” “Ne bileyim Çiçeğim! Dünya tersine döndü herhal.”

Kimse farkında değil bu garipliğin, yalnız ben…

“Bu acıdan çekilen fotoğraflar işimize yaramaz, yukarıdan çekilmeli,”diyorum. “Off!” diyor yanımda götürdüğüm fotoğrafçı, “Aldığım üç kuruş paraya oraya tırmanmamı mı bekliyorsunuz? Dondum zaten.” Kars soğuktur, Ekim’in başında bile soğuk. “Git sen, sıcak arabada otur. Fotoğraf makinesini de bana bırak,” diyorum. Şaşırıyor. Ben bir sanat tarihçisiyim, işini çok seven. Anadolu’daki Selçuklu eserleri antolojim görsel bir şölen olmalı. Bunun için gerekirse Ebu’l Manucehr camisinin her sütununa tırmanırım. Çok sevdiğim kocamı, Zaferimi uzun süre göremeyeceğime değmeli bu çalışma.

Kimse farkında değil bu garipliğin, yalnız ben…

“Dünya tersine dönmüş Çiçeğim, Dünya tersine dönmüş.”

“Ne olmuş ki nene?”

“Ne olacak? Fatma kadının yeni aldığı gelin önce kocasını sonra Fatma kadını dövmüş.”

Hiç olur mu böyle? Normal dönen bir Dünya’da bir kadın nasıl olur da kocasını döver. Üstelik hızını alamamış bir de kaynanasını dövmüş. Normal bir Dünya’da kadınlar dövmez, dövülür, sövülür.

Kimse farkında değil bu garipliğin, yalnız ben…

Daha çok işimiz var, Malatya, Sivas, Amasya, Sinop, Kayseri, Niğde son olarak da Konya’ya gideceğiz. “Ne gerek var bunca zahmete, hepsinin fotoğrafları var zaten internette,” dedi Sevim. “Olur mu hiç öyle? Bu çalışma eşsiz olmalı. Bakanlıktan onca kaynak aktarıldı bu işe. İnternetten kes yapıştır, olacak iş değil. Baştan savma iş yapmam ben. “Değil mi müdürüm?” Bana hak veriyor müdürüm Mevlüt Bey. Gelmezse gelmesin Sevim ben gider tüm eserleri yerinde inceler, eşsiz fotoğraflarla dönerim. İşimi çok seviyorum ben. “Canım kocam en fazla on beş gün sürer. Seni çok seviyorum. Özleyeceğiz birbirimizi ama değecek buna. Gurur duyacaksın karınla.”

Kimse farkında değil bu garipliğin, yalnız ben…

“Dünya tersine dönmüş Çiçeğim, Dünya tersine dönmüş.”

“Ne olmuş ki nene?”

“Biz Asiye’nin büyüğünü oğlan bilirdik ya, kadın olmuş. Hem de şeyini bile kestirmiş diyolar.”

Hiç olur mu böyle? Normal dönen bir Dünya’da erkek doğmuşsan erkek, kadın doğmuşsan kadın ölürsün, cinsiyetine sonradan karar veremezsin, değiştiremezsin.

Kimse farkında değil bu garipliğin, yalnız ben…

Çocuğum olmuyor. Zaferime, canım kocama bir çocuk veremiyorum. Çok uğraştık. “Artık eskisi gibi değil,” dediler, “Her şeyin çaresi var.” Ama biz bulamadık o çareyi. Üç kere tüp bebek denemesi yapıldı. Bedenimin yaşadığı onca acı, harcadığımız onca para boşa gitti. Biliyorum, istiyor Zaferim, bir çocuğu olsun çok istiyor ama bana belli etmemeye çalışıyor, eksikleneyim, üzüleyim istemiyor. Yiyenlerini bile benim yanımda doyasıya sevemiyor. “Duydunuz mu? Ayşe hamileymiş. Bir bebekleri olacak.” Nereye bakacağını şaşırıyor Zaferim, ben üzülürüm, kahrolurum sanıyor. Elimi arıyor eli, dudakları yanağımı. “Çok sevindim,” diyorum içten olduğunu düşündüğüm bir tebessümle. Belli etmiyorum Zaferime içimdeki yaraya sokulan çomağın acısını. Bir çaresi daha var, araştırdım. Yurt dışında yapılıyormuş. Benim yumurtam olmayacak ama Zaferimin spermleri ile dölleyip yerleştirecekler rahmime. Para biriktiriyorum, daha söylemedim Zaferime, sürpriz olacak. Zaferimin bebeğini ben doğuracağım, aklıma bile gelmeyecek bebeğimi büyütürken yumurta kiminmiş, değilmiş. Babaannem yaşasaydı mutlaka,”Dünya tersine dönmüş Çiçeğim, Dünya tersine dönmüş,” derdi. Öyle ya normal dönen bir Dünya’da bir kadının çocuğu olmuyorsa kocası üstüne kuma getirirdi, olmadı boşar başkasını alırdı. “Yapmaz nene, Zaferim bana bunu yapmaz. Çok seviyor o beni çoook.”

Kimse farkında değil bu garipliğin, yalnız ben…

“Eserimiz,” eserimiz diyorum ama o daha çok benim eserim. Varsın Sevim’in, Mevlüt Bey’in hatta o hiçbir işe yaramayan fotoğrafçı Hasan’ın da adı yazsın üstünde ne çıkar. Büyük boy, kuşe kâğıt, gururluyum elimdeki eserden. “Eeee!” diyorum, “Benim adım nerede?” Ikınıyor Mevlüt Bey, “Bir hata olmuş baskıda, unutmuşlar senin adını,”diyor. Benim adımı unutmuşlar mı? Nasıl olur? “Yeniden bassınlar,” diyorum. Ellerim titriyor, boğazım kuruyor. “Telafi edin Mevlüt Bey. Biliyorsunuz ben bunun için haftalarca, kocacığımı bırakıp, kar kış demeden yollara düştüm.” Ağlamamak için tutuyorum kendimi, “Yeniden basılsın. Yeniden! Benim adımın yazdığına emin olun. Olmaz! Ben bunu kabul etmiyorum.” Elimdeki kitabı fırlatıyorum Mevlüt Bey’in masasına. Sinirleniyor Mevlüt Bey ama kendini tutuyor, dudakları kıpırdıyor, sabır çekiyor içinden,  “İkinci baskıda,” diyor, “İkinci baskıda. Söz bunu telafi ederiz.” Kolileri tekmeliyorum, içindeki kitapları alıp sağa sola fırlatıyorum, “Hayır! Kabul etmiyorum,” diye avazımın çıktığı kadar bağırıyorum.

Kimse farkında değil bu garipliğin, yalnız ben…

“Nene!”

“Ne balam? Söyle Çiçeğim.”

“İnsanın emeği çalınırsa Dünya tersine döner mi?”

“Dönmez  Çiçeğim. Dönmez balam. Dünya’nın doğrusu da eğrisi de bu. Çalacaklar, çırpacaklar, vurup öldürecekler, kanacaklar, kandıracaklarki Dünya dönsün. İnsanoğlu ne zaman ki vazgeçecek zalimlikten, hainlikten, bencillikten işte o zaman döner Dünya tersine.”

Asuman aradı beni konuşmak istiyormuş, çok önemliymiş. En yakın arkadaşım Asuman, üniversitede aynı evi paylaştık, bir hafta arayla girdik işe; o belediyede ben bakanlıkta çalışıyorum. Meslektaşız. Sırdaşız. Dertdaşız. Ben evlenmeseydim hâlâ aynı evde oturacaktık. Otuz beşi devirdik. Bulamadı arkadaşım kafasına göre bir adam. Ne çok istiyorum o da evlensin, barklansın. Ama bulduğu adamı Zafer de sevmeli, çok iyi anlaşmalılar, birlikte gitmeliyiz tatillere, birlikte büyütmeliyiz bebeklerimizi. “Asucum erken evlendim ama çocuk için seni bekliyorum, elini çabuk tut da bul artık birini, belki aynı anda hamile kalırız, belli mi olur.” Gülüyorum. Henüz ona bile söylemedim aklımdakini. Belki de hiç söylemem. Kızar Asu, “Deli misin kızım? Çektiklerin yetmedi mi?” der. “İlla doğurman mı gerekiyor? Bir sürü bebek var anasız babasız, evlat edinin.” Sorun Zaferim de olsaydı hiç düşünmezdim, hiç üzülmezdim; evlatlıksa evlatlık ya da hiç olmasın şart mı herkesin çocuğunun olması.

Kimse farkında değil bu garipliğin, yalnız ben…

“Hamileyim,” diyor Asuman. Şaşıyorum. “Git be!” diyorum. “Benimle kafa bulma.” Yok, kafa bulmuyor gerçekten hamile, üç aylık hamile hem de. “Babası kim? Ne olacak şimdi? Evli mi yoksa adam?” Arka arkaya soruyorum. Ağlıyor Asucum. “Ağlama,” diyorum. Sarılıyorum ona, “Buluruz bi çaresini.” Hafifçe ittiriyor beni Asuman. “Bebek Zafer’den,” diyor. Gülüyorum ben, “Hangi Zafer?” diyorum. “Senin Zafer’in salak,” diyor. “Haftalarca yalnız bırakıp gittin bizi. Ne olacaktı? Biz kardeş değiliz ki?”

“Nene,” diyorum.

“Söyle balam, söyle,” diyor.

“Emin misin, Dünya tersine dönmez mi?” diyorum. “Bir insan canı kadar sevdiği insanlar tarafından aldatılırsa bile mi?”

“Yok, dönmez Çiçeğim, dönmez balam.”

“Ama sen eskiden böyle demezdin. Bak nene her geçen gün zenginleşiyor hırsızlar, kadınlar kocalarını dövüyor, kadınken erkek, erkekken kadın oluyorlar, kupkuru kadınlar bile gebe kalıyor. Söyle nene. Söyle Dünya’ya tersine dönsün. İnsanlar önce aldatsınlar sonra aldatma sebeplerini yaşasınlar. Öleyim ben, sonra yeniden doğayım. Söyle nene söyle! Söyle ki Dünya tersine döne döne yok olsun. Her şey hiç olmamış gibi sonlansın. Evren bile silinsin. Ne olur nene söyle.”

Kimse farkında değil bu garipliğin, yalnız ben…

Ödülümü almak için, sahneden adım anons ediliyor. Alkışlar eşliğinde çıkıyorum. Birinci olmuşum. Ne heyecan, ne mutluluk. Başlangıç yapıyorum. “Bu ödülün benim için anlamı çok büyük. İnsan ellisine doğru yürürken başlangıç yapmak zordur. Ama imkânsız da değildir. Beni layık gördüğünüz bu ödül bunun kanıtı. Bu ödül benim başlangıcım olacak. Ben Gülhane Park’ında bir ceviz ağacıydım, sonunda birileri bunu fark etti. Evet, yüzlerce ağacın arasından beni fark ettiler. Teşekkürler, teşekkürler” Alkışlar… Mutluluk gözyaşlarım yanağımdan süzülüyor. Tam buraya çizgi filmlerde ki hezimet müziği istiyorum. Yönetmenim duydun mu? Yukarıdaki olay tamamen benim hayalim. Gerçekleşmedi. Hâlbuki elimden geleni yapmış, evrene güzel mesajlar yollamış, tanrıdan da tüm kalbimle yardım etmesini dilemiştim. Ne o?! Yıkılacağımı mı sandınız ? Vaz mı geçmeliydim? Ben sizin beni takdir etmenizi çok mu önemsiyorum? Peki, tamam, önemsiyorum. Farkında olduğumdan daha çok önemsiyormuşum. İsmimin kazananlar listesinde olmadığını görünce yıkıldım. Boğazım kurudu, bir an vazgeçtim her şeyden. Vazgeçmeyeceğim. Elimde kalan son umut bu, yazmak. Üstelik zamanla ölmesi mümkün olmayan bir umut bu. Güneş benim için her gün yeniden yeniden doğacak. Artık genç değilim. Gelecek, yollar, seçimler bu kelimeler hayatımdan yavaş yavaş çıkıyorlar. On dokuz yaşında, güzel bir Mayıs günü, Taksim’de ki parkın banklarından birinde otururken, içimde kaynaşan onlarca umudun çığlığını bir daha duyabilir miyim? Umut, ne çok severim bu kelimeyi. Menopoza girdim umut. Kendi umutlarımı doğuramam artık. İçimde kaynaştığınız o günler çok geride kaldı. Size iyi bakamadım, büyütemedim sizi. Şimdi bir menopoz umudum var: YAZMAK. Korkma umut seni kaybetmeyeceğim. Eskisi gibi toy değilim artık. Çok iyi bakacağım sana, sen benim içimi yeniden kıpırdattın, güneşimi geri getirdin. Tamda şimdi, bu gün haykırmak istiyorum. “ Benim bir UMUDUM var.” Samimiyetle yazacağım. Gerçekten samimi olmayı başarabilen bir insanın duyguları, düşünceleri ne kadar basit olursa olsun onunla alay edilemez, küçümsenemez. Samimiyetin daha aşağısı olamaz. Başlangıç yapıyorum dostlar. Tek bir okuyucum olsa bile fark etmez. O okuyucuyu bulmak çok zaman alsa da fark etmez. Beklerim. Şu güzel dizelerle çağırıyorum seni. “Gel,gel, ne olursan ol yine gel, İster kafir, ister mecusi, İster puta tapan ol yine gel, Bizim dergahımız, ümitsizlik dergahı değildir, Yüz kere tövbeni bozmuş olsan da yine gel…” KASIM 2018

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: